Hapur şapur götüren gebeş baksın işine,
Düşe kalka koştursun dursun beleş peşine...
Açtık bayramlık ağzı bugün vurduk döşüne;
Gerek ey dostum gerek, bize bir koca yürek
Hep aynı nakarat aynı terane,
Temcit pilavını koyarlar yine.
Karaborsaya düşünce şu nane,
Dibi de tutar; sızlanan vatandaş;
Doyurmak için de versek mi uğraş?
Tir tir titrerken narin yumuşak vücutları,
Duyabildin mi yürek dağlayan sükûtları?
Bomba misali patlayıp yiten saf umutları...
Haydi biraz cesaret; dokun o hayatları!
Her bir dokunuşunla umut dolsun çocuklar!
Bir stres içten içe birikirken sessizce,
Beni sal, sevince boğ; taş kesmeden bu defa.
Sarsıntıyla taşarken duyduklarım hissizce,
Beni sal, sevince boğ; taş kesmeden bu defa.
Yüreğimiz,
İçeni sonsuzluğa sevk eden;
Her coğrafyadan bir parça,
Her parçadan bir zerre tutan,
Damar damar
Yüzde yılların kırışıklıkları
Görmeyende bilmez, vuslat baharı
Söz içre duygu karışıklıkları
Sormayanda bilmez, vuslat baharı
Kaf Dağı’n zirvesinde bir ezgi var, uşşaktan.
Mevsimlerden güz; her bir tınısı ayrılıktan...
Çamlarından dökülen bilmem kaç kozalaktan,
Dalında yalnız kalıp hasretle kokan benim.
Uzun zamandır buradasın yabancı
Nedir bu tez canlılığın,
Sanki mekik dokur gibi
Bir ileri iki geri
Kardeşleri ayrı yolda sorduran
Ya eceldir ya didardır ya nasip
Gördüğümüz düşü farklı yorduran
Ya eceldir ya didardır ya nasip
Günlerden bir gün,
Havaya baktık, kapanmış.
Gözleri bulutlu, yine dolmuş.
Gözyaşları ha döküldü ha dökülecek




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!