Suskun zamanlardan kalma sesimle,
Gölgeden ödünç ilk cümlemi kurdum.
Lahza bölündü soluktan örsümle,
Her yer yokuş gönül kıblemi durdum.
Bana soruyorlar:
Neden hiç arayıp sormuyorsun?
Hani yediğiniz içtiğiniz ayrı gitmezdi...
İçimi dönüp cevabını aradığımda
Her insan İslam fıtratı üzerine doğdu.
Evvelden verilen söz bizim için dimağdı.
Dünyaya düşünce hasret sancısı da ağdı.
Bulutsu bir düşte bayram kutlansın; buyurun!
Kalpten göze dökülür birkaç damla,
Bir sükût kolundan iner yanağa.
Belli,
Ümitsizliğin suyundan içmişsin bir zaman,
Yoğurt ekşi, biber sert, un ise safi hatır.
Kim pişiyor, kim yiyor, sor sunulmadan önce!
Doğranan domates mi bizde bitiyor sabır,
Kim pişiyor, kim yiyor, sor sunulmadan önce!
Devir değişmiş ey can;
İnsanlar ruhsuzlaşmakta!
Kimliğimizi kaybetmişiz;
Çocuklarımız Batılılaşmakta!
Tarla başında durup seyrettim bir Reçber’i;
Kaç kuşaktır toprağa döküyor alın teri.
Sordum kendime peki bunun sırrı ne ola?
Çapası da elinde; vurur ondan ne bula?
Çabasının önünde öylece duramazsın;
Görmez misin daldaki o yaprağı?
Kuru dallara can veren biri var.
Yoktan var eyledi kara toprağı,
Gönül gözü ile gören biri var.
Beni anlayan bir dostum, yârenim yok diyorsun,
Dostluklar, hiç emek vermeden sahip olunur mu?
Daha bir şeyler vermeden neden terk ediyorsun?
Bunca zaman kendimizi el bildik, beri durma!
Derdi, gamı dizdi bu can,
Rızan varsa beri gelsin.
Âşka gelip yazdı bu can,
Ozan varsa beri gelsin.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!