Başucumda dünden bir kaç akıl kırıntısı var.
Akla yatan düşüncelerim yenilmiş, yemişler.
Bugün, hayır, hayır, hemen şimdi, ne yazarsam kâr
Bir kuş misali söz uçar yazı kalır demişler.
Niye ararsın sırrı, memleket de memleket;
Sır perdesi açılır yeter ki bendini bil.
Âlem içinden çağrı, eder davet de davet;
Pür yankısı saçılır yeter ki kendini bil.
Dışım kaya gibidir, sanma kolay sızarsın,
Kim pişiyor, kim yiyor, sor sunulmadan önce!
Yoğrulmuşum hınç ile, vurdukça hep azarsın.
Kim pişiyor, kim yiyor, sor sunulmadan önce!
Ey pusulası bozuk şaşkın kişi!
Hangi yönedir yolun, kimdir rehber?
Ey şu yaşı bin yıla aşkın kişi!
İlmin olduğu yöndür, var mı haber?
Kulun Rabbi’yle arasına aldığıdır put;
Puta puta kırdırıp mesut kılandır Mabut.
Semada karamsarlık, rüzgârda bir ağıt var,
İklim kime bozulmuş, zamansız yağıyor kar.
Kirlendikçe havalar, ruhum da yerim de dar,
Gönlümü al, şenlendir; bir nefes ver bu defa.
Havada yağmur kokusu var; güneş son demde.
Trenin camından manzarayı içiyorum.
Tabi önce ılıtıyorum harcıâlemde
İçmek için hiç mi hiç acele etmiyorum.
Ne yaptığını bilmez oldun
Bir sabah,
Gökyüzü gri
Ve kalbin yorgun
Hiçbir şeyi aramazken,
Kibrin demir kubbesinden yükselen şu nida, şeytandan nişan.
Duyanlar kibre teslim, her köşede dirilerden bir kabristan.
Allah’a teslimiyet içinde olanın adıydı Müslüman.
Bunca kabrin içinde ara bul Hakk’a hakkıyla eden iman.
İnsan iddiasıyla imtihana tutulur,
İddia ispat ister; eden haydi gel, buyur!
Bir gün gelir daralır gök, sıkıştırır zaman,
Açlık iner sofraya, korkuyu tadar insan.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!