Yitiyorken sesimiz ısınır cehaletle,
Beni duy, erozyona uğramadan bu defa.
Buharlaşıyor gizli nefretler, ferasetle
Beni duy, erozyona uğramadan bu defa.
Bir sır indi semâdan,
Anlatayım imâdan.
Dağda takat kalmamış,
Gök korkmuş da almamış.
Sen dünyaya hükmettiğini zanneden insan!
Yüksekten bakan, eğ boynuna da bir gör sulhu.
Tarih boynunu altını almayanla dolu.
Bölüm 1 (Hüzün Gemisi’nde)
Bir derde sancılanarak açtık gözümüzü
Doğduğunda
Neresinden tutacağımızı,
Başucumda dünden bir kaç akıl kırıntısı var.
Akla yatan düşüncelerim yenilmiş, yemişler.
Bugün, hayır, hayır, hemen şimdi, ne yazarsam kâr
Bir kuş misali söz uçar yazı kalır demişler.
Niye ararsın sırrı, memleket de memleket;
Sır perdesi açılır yeter ki bendini bil.
Âlem içinden çağrı, eder davet de davet;
Pür yankısı saçılır yeter ki kendini bil.
Dışım kaya gibidir, sanma kolay sızarsın,
Kim pişiyor, kim yiyor, sor sunulmadan önce!
Yoğrulmuşum hınç ile, vurdukça hep azarsın.
Kim pişiyor, kim yiyor, sor sunulmadan önce!
Ey pusulası bozuk şaşkın kişi!
Hangi yönedir yolun, kimdir rehber?
Ey şu yaşı bin yıla aşkın kişi!
İlmin olduğu yöndür, var mı haber?
Kulun Rabbi’yle arasına aldığıdır put;
Puta puta kırdırıp mesut kılandır Mabut.
Semada karamsarlık, rüzgârda bir ağıt var,
İklim kime bozulmuş, zamansız yağıyor kar.
Kirlendikçe havalar, ruhum da yerim de dar,
Gönlümü al, şenlendir; bir nefes ver bu defa.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!