Havada yağmur kokusu var; güneş son demde.
Trenin camından manzarayı içiyorum.
Tabi önce ılıtıyorum harcıâlemde
İçmek için hiç mi hiç acele etmiyorum.
Ne yaptığını bilmez oldun
Bir sabah,
Gökyüzü gri
Ve kalbin yorgun
Hiçbir şeyi aramazken,
Kibrin demir kubbesinden yükselen şu nida, şeytandan nişan.
Duyanlar kibre teslim, her köşede dirilerden bir kabristan.
Allah’a teslimiyet içinde olanın adıydı Müslüman.
Bunca kabrin içinde ara bul Hakk’a hakkıyla eden iman.
İnsan iddiasıyla imtihana tutulur,
İddia ispat ister; eden haydi gel, buyur!
Bir gün gelir daralır gök, sıkıştırır zaman,
Açlık iner sofraya, korkuyu tadar insan.
Ekini hasat et amma
Başak senden incinmesin
Zamanında kes dala
Budak senden incinmesin
Güneşe ışığı saçmak,
Goncaya dalında açmak,
Yılkıya, şahlanıp geçmek,
Turnaya hazanda göçmek,
İnsana kalmak yakışır.
Benim de senin gibi bıyıklarım olur mu?
Hele büyü, olacak olan eksik kalır mı?
Ya senin gibi büyük elim, güçlü kollarım...
Olur tabii, onlar size uzanan dallarım.
Bir sistem, uca doğru ekleme gidiliyor,
Bana bak, bana tutun, beni kırma bu defa.
İçinde bilgi, deneyim depo ediliyor,
Bana bak, bana tutun, beni kırma bu defa.
Bu şiir ona mahsus, sevgili kardeşime,
Kısaca tanıtayım, adı İsmail Barut.
İzmir’den Subaşı’lı, söylerim hep eşime
Görgülü, düşünceli, bilenler ondan hoşnut.
Oyunun çok, boyar göze;
Süren canlar senle olsun.
Tatlı söze, güler yüze
Kanan canlar senle olsun.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!