Melodik Zaman 13 Şiiri - Aşk Aşkın Şehri ...

Aşk Aşkın Şehri Ordu
7482

ŞİİR


72

TAKİPÇİ

Melodik Zaman 13

Bir akşam vaktiydi,
Gökyüzü usulca maviyle vedalaşıyordu.
Ben, içimde büyüyen sessizliği
Senin adınla susturuyordum.
Aşk

Sen Gelince
Bir akşam vaktiydi,
Gökyüzü usulca maviyle vedalaşıyordu.
Ben, içimde büyüyen sessizliği
Senin adınla susturuyordum.
Ne zaman rüzgâr esse,
Saçlarına değmiş gibi ürperiyor dallar.
Ne zaman bir yağmur inse,
Kalbim sana yürüyen ince bir yol oluyor.
Seni sevmek,
Bir mucize beklemek değil;
Her sabah aynı umudu
Yeniden yeşertebilmektir.
Bir bakışın,
Yılların yorgunluğunu unutturuyor bana.
Bir gülüşün,
Bütün karanlıkları
Pencereye bırakıp gidiyor.
Ben senden
Gökyüzünü istemedim.
Bir avuç zamanı,
Aynı sessizliğin içinde paylaşmayı
Yeterli bildim.
Çünkü aşk,
En çok da
İki kalbin birbirine alışmasında değil,
Her gün birbirini yeniden seçmesindedir.
Bir gün saçlarımız
Sonbahar dalları gibi beyazlasa da,
Ellerimiz yılların izini taşısa da,
Kalbim seni
İlk defa görmüş gibi çarpacak.
Ve ömrümün en son akşamında bile,
Gözlerimi kapatırken şunu söyleyeceğim:
"İyi ki seni sevdim;
Çünkü bir insanın kalbi,
Sevdiği kadar ömür olur."
Aşk

Ben senden
Gökyüzünü istemedim.
Bir avuç zamanı,
Aynı sessizliğin içinde paylaşmayı
Yeterli bildim.
Aşk

Seni sevmek dediğim şey
bir hedef değil, bir hâl.
Bir şey başarmak değil,
bir şey olmaktan vazgeçmek gibi.
Zihin sürekli “daha fazla” derken,
kalp sadece “buradayım” diyor.
Aşk

Bir bakışın değdiğinde
geçmişim tahtından indirilir,
ama yok olmaz; sadece eğilir.
Bu unutmak değil,
bir tanıklığın ağır sessizliğidir.
Aşk

Sen gelince,
akşam bile adını unutup başka bir vakte dönüşür.
Gökyüzü maviyle vedalaşmayı bırakır;
sanki zaman, senin adınla durdurulmuş bir sahnedir.
İçimdeki kalabalığı artık susturmam,
zira her ses, senin yokluğunun bir yankısıdır.
Ve bakarım da anlarım:
kalabalık dediğim şey
tek bir aşkın çoğalan gölgesidir.
Rüzgâr estiğinde
“bu bana dokunuyor” demem artık.
Rüzgâr yalnızca rüzgârdır;
ve ben, ne büyük bir sahneymişim de
her şeyi kendime yazmışım, bilirim.
Yağmur indiğinde
sana giden yollar aramam.
Çünkü yol dediğin şey de bir hayaldir.
Islak bir an kalır geriye,
ve o an, krallıklardan daha gerçektir.
Seni sevmek, bir zafer değil, bir çözülüş.
Bir şey kazanmak değil,
kendinden biraz eksilmek gibi.
Zihin “daha” diye fısıldarken,
kalp yalnızca “buradayım” der,
ve bütün krallar susar.
Bir bakışın değdiğinde
geçmişim tahtından indirilir,
ama yok olmaz; sadece eğilir.
Bu unutmak değil,
bir tanıklığın ağır sessizliğidir.
Gülüşün geldiğinde
karanlık kovulmaz benden,
yalnızca karanlığın da
ışık gibi sahici olduğu ilan edilir.
Ve ben, ilk kez,
kendi gölgeme kılıç çekmem.
Senden gökler istemedim ben,
zira isteyen hep akıldır, hep gurur.
Ben yalnız şunu diledim:
iki suskunluğun
birbirine ihanet etmeden durabilmesi.
Ve bu, aşkın en zor yasasıdır.
Çünkü aşk,
iki bedenin birbirine tutunması değil,
iki özün
aynı boşlukta diz çökmeden durabilmesidir.
Tutunmak insanın korkusu,
bırakmak ise hakikatin ta kendisi.
Ve bir gün, saçlarımız zamana yenilse de,
ellerimiz hikâyelerle ağırlaşsa da,
ben yine aynı mucizeyi görürüm:
seni her bakışta
ilk defa görür gibi yeniden doğmak.
Ve nihayetinde,
sözler eğilir, diz çöker.
Ben de susarım.
Çünkü insan,
sevdiğini anlatabildiği için değil,
onunla birlikte sessizliğe dönüşebildiği için yaşar.
Aşk

Yanında Kendim Kalmak
Sana geldiğim gün,
Kendimden kaçmayı bıraktım.
Çünkü aşk,
Bir sığınak değil,
İnsanın kendi aynasına
Daha uzun bakabilmesidir.
Seni sevdim.
Ama sevgimin omzuna
Korkularımı yüklemedim.
Bir kalbi sevmek,
Onu sahiplenmek değil;
Onun özgürlüğüne
Kendi güveninle eşlik edebilmektir.
Ne seni değiştirmek istedim,
Ne de senin uğruna
Kendimi eksiltmek.
İki ağaç gibi,
Aynı gökyüzüne uzanıp
Köklerini birbirine dolamadan da
Orman olabileceğimizi öğrendim.
Bazen sustuk.
O sessizlik,
Ayrılık değildi.
İki insanın,
Maskelerini yere bırakıp
Gerçek yüzleriyle
Yan yana durabilmesiydi.
Çünkü aşk,
Hayranlıkla başlayan,
Saygıyla büyüyen,
Güvenle derinleşen
Uzun bir yürüyüştür.
Bir gün yollar ayrılırsa bile,
Sevdiğim için
Kendimden utanmayacağım.
Bir gün yollar birleşirse,
Sana değil,
Birlikte kurduğumuz hakikate
Gülümseyeceğim.
Ve anladım ki,
En güçlü sevda,
Birini kendine bağlayan değil;
İki insanın,
Birbirinin yanında
Kendisi olarak kalabildiği
Sessiz mucizedir.
Aşk

Aşk,
Hayranlıkla başlayan,
Saygıyla büyüyen,
Güvenle derinleşen
Uzun bir yürüyüştür.
Aşk

Bazen sustuk.
O sessizlik,
Ayrılık değildi.
İki insanın,
Maskelerini yere bırakıp
Gerçek yüzleriyle
Yan yana durabilmesiydi.
Aşk

Yanında Kendim Kalmak
Sana geldiğim gün,
Kendimden kaçmayı bıraktım.
Çünkü aşk,
Bir sığınak değil,
İnsanın kendi aynasına
Daha uzun bakabilmesidir.
Seni sevdim.
Ama sevgimin omzuna
Korkularımı yüklemedim.
Bir kalbi sevmek,
Onu sahiplenmek değil;
Onun özgürlüğüne
Kendi güveninle eşlik edebilmektir.
Ne seni değiştirmek istedim,
Ne de senin uğruna
Kendimi eksiltmek.
İki ağaç gibi,
Aynı gökyüzüne uzanıp
Köklerini birbirine dolamadan da
Orman olabileceğimizi öğrendim.
Bazen sustuk.
O sessizlik,
Ayrılık değildi.
İki insanın,
Maskelerini yere bırakıp
Gerçek yüzleriyle
Yan yana durabilmesiydi.
Çünkü aşk,
Hayranlıkla başlayan,
Saygıyla büyüyen,
Güvenle derinleşen
Uzun bir yürüyüştür.
Bir gün yollar ayrılırsa bile,
Sevdiğim için
Kendimden utanmayacağım.
Bir gün yollar birleşirse,
Sana değil,
Birlikte kurduğumuz hakikate
Gülümseyeceğim.
Ve anladım ki,
En güçlü sevda,
Birini kendine bağlayan değil;
İki insanın,
Birbirinin yanında
Kendisi olarak kalabildiği
Sessiz mucizedir.
Aşk

Bir gün,
Sessizliğini dinledim.
Konuşsaydın
Belki daha az anlardım.
Meğer en doğru cümle,
Söylenmeyenmiş.
Aşk

Ev sessizdi.
Duvar saati çalışıyordu.
Perdeler, rüzgârın görünmeyen elleriyle
Kımıldıyordu.
Her şey olması gerektiği gibiydi.
Yalnız kalbim,
Bir eksikliği
Bütün odalara dağıtıyordu.
Aşk

En büyük korku,
Bir gün sevdiğin sesin
Hatıraya dönüşmesidir.
Bu yüzden
Her sabah,
Güneş doğduğunda
Dünyanın kurtulduğunu değil,
Aşkın
Bir geceyi daha atlattığını düşünüyorum.
Aşk

Ben seni,
özgürlüğün bile tam olarak tanımlayamadığı bir yakınlıkta sevdim.
Ne sahip olarak,
ne de tamamen vazgeçerek.
Bir başkasının varlığında kendini kaybetmeyen,
ama onsuz da eksik kalan bir bilinç gibi.
Görmeden bildiğim,
dokunmadan sorguladığım
bir ihtimal gibi.
Aşk

Gece Lambası
Ev sessizdi.
Duvar saati çalışıyordu; zaman, kimseye ait olmayan bir düzen içinde kendini tekrar ediyordu.
Perdeler, rüzgârın görünmeyen elleriyle kımıldıyor, sanki varlık ile yokluk arasında tereddüt ediyordu.
Her şey olması gerektiği gibiydi.
Ama “olması gereken” dediğimiz şeyin, çoğu zaman yalnızca kabullenişten ibaret olduğunu biliyordum.
Yalnız kalbim,
bir eksikliği
bütün odalara yayarak değil, onu düşünerek var ediyordu.
Adını anmadım.
Çünkü bazı isimler, söylendiği anda bir kişiyi değil, onun üzerimizdeki iktidarını çağırır.
Ben seni,
özgürlüğün bile tam olarak tanımlayamadığı bir yakınlıkta sevdim.
Ne sahip olarak,
ne de tamamen vazgeçerek.
Bir başkasının varlığında kendini kaybetmeyen,
ama onsuz da eksik kalan bir bilinç gibi.
Görmeden bildiğim,
dokunmadan sorguladığım
bir ihtimal gibi.
Gece büyüdükçe
gölgeler yalnızca uzamadı; anlam da çoğaldı.
Ama insanı asıl sarsan
karanlık değildi.
Sevdiği kişiyi bir “öteki” olarak kaybetme ihtimaliydi;
yani onun bizden bağımsız bir dünya kurabilmesi.
İşte o an anladım:
Canavarlar
dolapların içinde yaşamıyor.
En büyük korku,
ötekinin özgürlüğüdür.
Çünkü sevgi,
çoğu zaman özgürlüğü isterken
onu taşıyamaz.
Bu yüzden
her sabah,
güneş doğduğunda
dünyanın kurtulduğunu değil,
ilişkilerin yeniden tanımlandığını düşünüyorum.
Ve biliyorum;
gerçek sevgi,
korkunun bittiği yerde değil,
korkuyla birlikte yaşamayı öğrenen bilinçte başlar.
Bir kalbin kapısını
çalmak,
onu ele geçirmek değil;
onun kendi ritmine saygı duymayı göze almaktır.
Aşk

Biliyorum;
gerçek sevgi,
korkunun bittiği yerde değil,
korkuyla birlikte yaşamayı öğrenen bilinçte başlar.
Bir kalbin kapısını
çalmak,
onu ele geçirmek değil;
onun kendi ritmine saygı duymayı göze almaktır.
Aşk

Ev sessizdi.
Duvar saati çalışıyordu; zaman, kimseye ait olmayan bir düzen içinde kendini tekrar ediyordu.
Perdeler, rüzgârın görünmeyen elleriyle kımıldıyor, sanki varlık ile yokluk arasında tereddüt ediyordu.
Her şey olması gerektiği gibiydi.
Ama “olması gereken” dediğimiz şeyin, çoğu zaman yalnızca kabullenişten ibaret olduğunu biliyordum.
Yalnız kalbim,
bir eksikliği
bütün odalara yayarak değil, onu düşünerek var ediyordu.
Aşk

Adını anmadım.
Çünkü bazı isimler, söylendiği anda bir kişiyi değil, onun üzerimizdeki iktidarını çağırır.
Ben seni,
özgürlüğün bile tam olarak tanımlayamadığı bir yakınlıkta sevdim.
Ne sahip olarak,
ne de tamamen vazgeçerek.
Bir başkasının varlığında kendini kaybetmeyen,
ama onsuz da eksik kalan bir bilinç gibi.
Görmeden bildiğim,
dokunmadan sorguladığım
bir ihtimal gibi.
Aşk

Gece Lambası
Ev sessizdi.
Duvar saati çalışıyordu; zaman, kimseye ait olmayan bir düzen içinde kendini tekrar ediyordu.
Perdeler, rüzgârın görünmeyen elleriyle kımıldıyor, sanki varlık ile yokluk arasında tereddüt ediyordu.
Her şey olması gerektiği gibiydi.
Ama “olması gereken” dediğimiz şeyin, çoğu zaman yalnızca kabullenişten ibaret olduğunu biliyordum.
Yalnız kalbim,
bir eksikliği
bütün odalara yayarak değil, onu düşünerek var ediyordu.
Adını anmadım.
Çünkü bazı isimler, söylendiği anda bir kişiyi değil, onun üzerimizdeki iktidarını çağırır.
Ben seni,
özgürlüğün bile tam olarak tanımlayamadığı bir yakınlıkta sevdim.
Ne sahip olarak,
ne de tamamen vazgeçerek.
Bir başkasının varlığında kendini kaybetmeyen,
ama onsuz da eksik kalan bir bilinç gibi.
Görmeden bildiğim,
dokunmadan sorguladığım
bir ihtimal gibi.
Gece büyüdükçe
gölgeler yalnızca uzamadı; anlam da çoğaldı.
Ama insanı asıl sarsan
karanlık değildi.
Sevdiği kişiyi bir “öteki” olarak kaybetme ihtimaliydi;
yani onun bizden bağımsız bir dünya kurabilmesi.
İşte o an anladım:
Canavarlar
dolapların içinde yaşamıyor.
En büyük korku,
ötekinin özgürlüğüdür.
Çünkü sevgi,
çoğu zaman özgürlüğü isterken
onu taşıyamaz.
Bu yüzden
her sabah,
güneş doğduğunda
dünyanın kurtulduğunu değil,
ilişkilerin yeniden tanımlandığını düşünüyorum.
Ve biliyorum;
gerçek sevgi,
korkunun bittiği yerde değil,
korkuyla birlikte yaşamayı öğrenen bilinçte başlar.
Bir kalbin kapısını
çalmak,
onu ele geçirmek değil;
onun kendi ritmine saygı duymayı göze almaktır.
Aşk

Gece büyüdükçe
gölgeler yalnızca uzamadı; anlam da çoğaldı.
Ama insanı asıl sarsan
karanlık değildi.
Sevdiği kişiyi bir “öteki” olarak kaybetme ihtimaliydi.
Aşk

Sevgi,
çoğu zaman özgürlüğü isterken
onu taşıyamaz.
Bu yüzden
her sabah,
güneş doğduğunda
dünyanın kurtulduğunu değil,
ilişkilerin yeniden tanımlandığını düşünüyorum.
Aşk

Seni,
özgürlüğün bile tam tanımlayamadığı bir yakınlık biçiminde sevdim.
Ne sahiplenmenin hatasına düştüm,
ne de tamamen vazgeçmenin kolaylığına.
Bir gölgenin ışıkla mantıksal bir uzlaşma içinde var olması gibi,
bir nefesin kendini inkâr etmeden sürmesi gibi.
Görmeden bildiğim,
dokunmadan çıkarsadığım
bir olasılıktın sen.
Aşk

Sadece umut ediyoruz,
Sadece umutları yeniliyoruz,
Yetmezmiş gibi umutlara umut ekiyoruz,
Geçte olsa,
Sadece umut etmenin yetmediğini görüyoruz,
O zaman neyi bekliyoruz...
Filozof

Gerçek sevgi
korkunun yokluğunda değil,
korkuyla birlikte akıl yürütmeyi sürdürebilen bilinçte başlar.
Aşk

İnsan,
En büyük keşiflerini
Uzak kıtalarda yapmıyor.
Bazen tek bir kalbin
Sabırla açılan kapısında,
Kendi bilinmeyenini buluyor.
Aşk

Kalbin Geometrisi
Bir kuşun kanadını incelerken,
Göğün neden yükseldiğini değil,
Umudun neden düştüğünü düşündüm.
Çünkü her hareket,
Görünmeyen bir dengeye yaslanır;
Aşk da öyledir.
Senin gülüşün,
Bir ressamın renklerinden önce,
Işığın kendisini anlaması gibiydi.
Yüzün,
Çizilecek bir portre değil;
Her bakışta değişen,
Ama özünü hiç kaybetmeyen
Sessiz bir denklemdi.
İnsan,
En büyük keşiflerini
Uzak kıtalarda yapmıyor.
Bazen tek bir kalbin
Sabırla açılan kapısında,
Kendi bilinmeyenini buluyor.
Ellerin,
Bir mimarın kemerleri kadar ölçülü,
Bir nehrin akışı kadar özgürdü.
İşte bu yüzden
Sana dokunmayı değil,
Seni anlamayı istedim.
Çünkü anlamak,
Sevginin en ince çizgisidir.
Bir çiçeğin yaprağındaki düzen,
Gökyüzündeki yıldızların sessizliği,
Denizin kıyıya her dönüşü...
Hepsi aynı sırrı fısıldıyordu:
Güzellik,
Kusursuzlukta değil,
Uyumun derinliğindedir.
Ve ben,
Kalbimi sana verirken,
Bir şey kaybetmedim.
Tıpkı bir mumun,
Başka bir mumu yakarken
Işığından eksilmemesi gibi,
Sevgi de paylaşıldıkça
Kendisini çoğaltan
En eski keşiftir.
Aşk

Ben,
Kalbimi sana verirken,
Bir şey kaybetmedim.
Tıpkı bir mumun,
Başka bir mumu yakarken
Işığından eksilmemesi gibi,
Sevgi de paylaşıldıkça
Kendisini çoğaltan
En eski keşiftir.
Aşk

Anlamak,
Sevginin en ince çizgisidir.
Bir çiçeğin yaprağındaki düzen,
Gökyüzündeki yıldızların sessizliği,
Denizin kıyıya her dönüşü...
Hepsi aynı sırrı fısıldıyordu:
Güzellik,
Kusursuzlukta değil,
Uyumun derinliğindedir.
Aşk

Sana dokunmayı değil,
Seni anlamayı istedim.
Çünkü anlamak,
Sevginin yarınlarıdır.
Aşk

İnsan,
En büyük keşiflerini
Uzak kıtalarda yapmıyor.
Bazen tek bir kalbin
Sabırla açılan kapısında,
Kendi bilinmeyenini buluyor.
Aşk

Güzellik,
kusursuzlukta değil,
uyumun derinliğindedir.
Aşk

Bir çınarın gölgesi
Öğleyi serinletirken,
Rüzgâr usulca saçlarına değil,
İçimdeki bekleyişe dokunur.
Deniz,
Kıyıya her gelişinde
Sanki senden öğrendiği
Bir sabrı tekrar eder.
Sen güldüğünde,
Gökyüzü mavi olmaz.
Mavi,
Kendine yeni bir anlam bulur.
Bir kuş,
Kanadını değil,
Uçmayı unutur sana bakarken.
Ben de
Yalnızlığımı.
Aşk

Sevgi,
Bir ömrün içine sığan
En kısa kelime,
En uzun yolculuktur.
Aşk

Aşk Aşkın Şehri Ordu
Kayıt Tarihi : 5.08.2026 13:03:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!