Mehmet Halil Şiirleri - Şair Mehmet Halil

Mehmet Halil


Kalbim trampet çalıyor
Ayaklarım kalbe uyuyor
Rap! Rap! Rap!
Nefret ve önyargı besleniyor.

Devamını Oku
Mehmet Halil

Para gibi olmak istiyorum ama
Para gibi kirletmek istemiyorum
para nasıl metalar arasındaki farklılıkları kaybediyorsa
bende farklılıkları kaybetmek istiyorum insanlar arasında
eşitlik istiyorum
farklılıkları silmek istiyorum…

Devamını Oku
Mehmet Halil


Ben sabahları 06-07 arasında duraktan otobüse bindiğimde 13 dakikada aldığım yolu, diğer mesai saatlerinde 45 dakikada alıyorum. Hatta bu bazı durumlarda daha da artıyor. Nedenini hepimiz biliyoruz. Yolun sağına ve soluna park eden araçlardan ulaşım hızı durma noktasına geliyor… Bu durumda, her birimizin günde en az bir saati çalınmış oluyor.
Zamanımız kim tarafından ve ne için çalınıyor?
Ulaşıma ayrılan yollar, otomobil sahibi olanlar tarafından işgal ediliyor. Belediyeler her binanın otopark için ayrılması gereken alanları belli oranlarda harç alarak, daire veya dükkan olarak inşaat üreticilerine bağışlıyor… Yani inşaat üreticileri ve belediyeler bizim yol ve ulaşım hakkımızı elimizden alıyor. Alıyor çünkü bizim sesimiz çıkmıyor. Müteahhitler ise daha fazla kazanmak için belediyelerin kapılarını aşındırıyor. Bu sistemde kimde para çok ise onun sesi işitiliyor.
Bizler yani her gün işe gelip giden yolcular ne yapıyor?
Günün yorgunluğu, sabahın mahmurluğu ve bir de buna ‘’amannnn sen de! ben mi onaracağım bu bozuk çarkı’’ mantığı ile kabuğumuza çekilmemiz…

Devamını Oku
Mehmet Halil

12 Eylül darbesine hazırlıklı idik. Tedbir için bilinen evlerimizi değiştirdim. Anlaşılmasın diye de aynı sokakta başka bir adres verdim. 12 Eylül sabahı işe gitmek için sokağa çıktığımda caddeye döndüğümde her taraf askerdi. Birine yaklaştım, ne oldu diye sordum. ‘’Evine dön’ dedi. İşe gidiyorum diye yoluma devam etmek isteyince bir dipçik darbesiyle sarsıldım. Geriye dönüp eve gittim. Korkum, verdiğim adreste beni bulamazlarsa bütün bu sokağı ararlar ve ele geçerim diye…
Verdiğim adresteki evi gözlemeye çalışıyorum ama göremiyordum. Sokağa çıkp karşıya geçmem gerekiyordu… Her şeye rağmen ortalık sakinleşince, yani aradan bir ay kadar geçince, tekrar ev değiştirdim.
Yeni tuttuğum ev bağcılarda yeni bir inşaattı. Geceleri gözüme uyku girmiyordu. Hem arama korkusu, hem her gece silah sesleri vardı. Bir gece silah sesleri çok artı… Perde arasından gözlüyordum. Patır patır ayak sesleri bizim evin etrafına doluştu. 4 veya 5 kişi… Ama silah sesleri uzaktan havaya doğrultulmuştu… Kimse gelip onları takip etmedi… Ertesi gün gazetelerde İbrahim Çiftçi ve diğer arkadaşlarının kaçtığını, kaçırıldığını öğrendim.
Bir gün eski komşum, Cam fabrikasında çalışıyordu ve o zaman Hür-Cam iş Sendikası üyesiydi, tesadüfen sokakta karşılaştım. Eski mahallemde neler olduğunu sordum. Öğrendiğime göre adres verdiği evde oturan da ülkü ocaklarında etkili bir üyeymiş… Alta Nalbur dükkanı vardı, üstede daireleri varmış… Evi çok sıkı aramışlar. 4-5 cemse araç gelmiş… Asker en ufak bir bilgi vermiyor. Sadece isim soruyor. O da tanımadığı için bir şey söyleyemiyor. Kendisinin arandığını zannedip susuyor. Arka arkaya birkaç gün eve baskın yapıp aramışlar…
12 Eylül ile ilgili anlatılacak anı çok… Aklıma geldikçe yazmaya çalışacağı. O sıralarda günlük de tutmuştum ama onu da bir tanıdık ısınmak için yakmış… Hem de komünist olduğunu sanan biri… Bu akşam bu kadarcık yazayım…
Kapitalizm için en büyük tehlike eşitlik ve adalet isteyenlerin birleşmesi ve örgütlenmesi… Emekçilerin insanca yaşayabilmek için alacakları her hak kapitalistlerin kar oranını düşürecektir… Onun için İşçi ve emekçilerin birliği onların korkulu rüyalarıdır. Faşistler ise bu örgütlenmeye karşı onların milis güçleridir.

Devamını Oku
Mehmet Halil

Yüzde otuz civarında oyla mecliste çoğunluğu sağlayan ve bu çoğunluğu kullanarak bize kan kusturanlara karşı neden ''asıl çoğunluk biziz, biz 70 milyonuz! '' diye sesimizi yükseltemiyoruz? Biraz bu konulara girelim...

TÜSİAD, MÜSİAD, Sanayi Odaları, Ticaret Odaları, Bunlar hep işveren örgütlenmeleri...
İşlerini sessiz sedasız yürütüler. her istedikleri olur... Neden her istedikleri olur?
Çünkü, bildiğiniz gibi, seçilebilmek için büyük paralar gerekir. Bu para da ancak iş adamlarında, ve büyük ticaret erbaplarında vardır.
Adaylara kasalarını açarlar, onların seçilmelerini sağlarlar... Neden... Çünkü o seçilen vekiller artık onlara borçludur... Göreve başlayınca, bu borçlarını kat kat ödemek zorundadırlar... Bu borçlarını maaşlarından mı ödeyecekler? Hayır. Maaşları on milyarda olsa, 2-3 yıllık maaşları o borçlarını ödemeye yetmez. Zaten aday olabilmek için yüklü bir para ödemek zorundadırlar... Bir de seçimlerde propaganda masrafları...

Devamını Oku
Mehmet Halil


İnsanlık tarihi, ama sözlü ama yazlı olarak, kuşaktan kuşağa deneylerini aktarma tarihiydi insanın insanı sömürmeye başlamasından önce. İnsanlar deneylerini aktardıkça, ardından gelen kuşaklar daha hızlı gelişmeye başladı. Ama insanların düşüncesi aynı değildi. Arzuları, istekleri, niyetleri farklı farklı… Kimi yalnız kendini düşündü, kimi bütün insanlığı. Kimi ‘’diğer canlılar benim için yaratılmış’’ benim için yaratılmış diyecek kadar egoist, hatta narsisti, kimi doğanın bir parçası olduğunun bilincindeydi. Egoistler her şeye sahip olmak için her yolu mübah görürken, ‘’doğanın bir parçasıyım ve doğadaki diğer canlılarla eşit haklara sahibim.’’ Diye düşünüp, düşündüğü gibi davranırken, diğer bencil insanlara da aynı esnekliği gösterdi. İşte bu iyi niyet kötü niyetlilerin niyetlerini gerçekleştirme fırsatı için bulunmaz bir nimetti… Böylece kendi paylarına, diğer insanların sırtından daha fazla çıkar elde ettiler ve diğer insanlardan daha fazla ve daha iyi yaşam şartlarını elde ettiler. Çıkarcı bir azınlık lehine bu iki toplum arasındaki fark zamanla büyüdü, büyüdükçe o azınlık daha da güçlendi güçlendikçe örgütlendi. Örgütlendikçe daha güçlü oldu ve daha fazla kazanç elde etmeye başladı… Bu gelişmelerin adına sanki insanlık namınaymış gibi, medeniyet, uygarlık gibi cazip isimlerle, meşruiyet kazandırdılar. İşte bu gün bu azınlık öyle güçlendi ki… Sömürülen ve yönetilenler arasından bazı kişileri gücü ve ekonomik imkanlarla kendi yanına alarak sömürüsünü onların elleriyle gerçekleştiriyor ve işin kötüsü de onları en çok ezilen ve sömürülenleri seçtiğine inandıracak bir seçim sistemi geliştiriliyor. Bu seçimle gelen temsilciler, belli ayrıcalıklar elde ederek, büyük çoğunluğun karşısına dikilip, onları karın tokluğuna hizmete zorluyor… Bu zorlama dönem dönem de diktatörlük faşizm şeklinde cereyan ediyor. Sömürü ağı öyle genişliyor ki, bütün dünyanın sermayedarları bir olup, dünyanın bütün kaynaklarını kendi çıkarlarına kullanıyor.
İşte her şey böyle apaçık ortadayken ‘’Bütün ülkelerin işçi ve emekçileri, yoksulları birleşmeleri’’ gerekirken, uyanık sermayedarlar, köleler uyanmasın diye, atalardan damıtılarak süzülüp gelen deneylerin kaynakları olan kitapları, yok sayıyor, okunmaması için ellerinden geleni yapıyor, ücretle kölelerin cahilliğini sürdürüyor. Kitap düşmanlığı, eğitimde zorbalık (paralı eğitim ve yanlış bilgi kaynakları) ile toplumun aydınlanmasının önünü tıkamaya başlıyor…
Sonuç öyle bir hale geliyor ki… Metozori günde 12 saat çalışmaya razı olan insan, kendi kurtuluşu için okumaya günde 1-2 saat bile ayırmıyor, ayıramıyor… Ve acı çekmeye devam ediyoruz… Sadece insanlar için değil, bizim cahilliğimizin acısını bütün canlılar da çekmek zorunda kalıyor.
Artık biraz kendimize gelmenin zamanı değil mi? Onurlu bir yaşam için başımızı kaldırmamız gerekmiyor mu? Dünyada dönen dolaplardan haberimiz olsaydı ve buna dur demek için örgütlenip haklarımızı arasaydık, bu kadar zor şartlara boyun eğmek zorunda kalır mıydık? Biraz düşünce ve biraz düşünceli davranış gösterecek kadar insanlığımız yok mu? Biraz düşünce lütfen. Başkası için değil kendimiz için!

Devamını Oku
Mehmet Halil

geçmişle gelecek arasında
bir nesne olarak varım
gelecek önümde, geçmiş ardımda
Hep itelenip kakalanırız
insan nasıl dayanabilir buna?
umutla sürünürüm adım adım.

Devamını Oku
Mehmet Halil


Ülkemiz ve en yakın komşularımız Ortadoğu ülkeleri baskı ve ateş altında… Demokrasi ve insan hakları askıya alınmış, her an ölümle burun buruna yaşamakta… Bu şartlar altında ürkek korkak çoğunluk kendini kurtarma çabasında… Demokrasi yanlılarının, bu düzene başkaldıranların bir kesimi de teorik olarak örgütlenme ve birlikte hareket etme bilinciyle palaz pantaraz örgütlenmiş ama bu örgütlere henüz su verilip çelikleştirilememiş… Bu keşmekeş içinde her gün en değerli ve mücadelenin önünde yer alan insanlarımız kurban edilmekte…
Bu durumda günümüz şartlarına bakınca daha önce önemsemediğim Çin daması geliyor gözüme… 1x2 cm boyundaki taşlar ardı sıra büyüyerek, 3-4 metre büyüklükteki taşlara kadar sıralanmış… En küçük taş yani 1x2 cm’lik taş yandakini devirince, yandaki öbür yandakini devire devire 4 metre boyundaki taşı deviriveriyor… İşte 1x2 cm boyundaki taşın zincirleme olarak 3x4 boyutundaki taşı devirmesi şaşırtıcı geliyor…
Bu günkü siyasi durum bu Çin damasına çok benziyor. En alttaki bireyler kendini korumak için mücadeleden uzak durdukça, küçük gruplar fazla riske girmekten korktukça, muhalefet partileri de çaresiz kalıyor, devletin gücünü elinde tutanlar da, bu zaafı çok iyi değerlendirerek, tüm toplumu esir almaya devam ediyor… İktidarda kalabilmek için en acımasız şekilde insanlara saldırıyor…
Geriye dönüp son 15 yılda bakacak olursak kaybettiklerimiz çok büyük boyutlarda…
• Eğitim ortaçağı örnek alacak şekilde temelden gericileşiyor

Devamını Oku
Mehmet Halil

Beştepe, beleşçi tepe
Huzur vermez kimseye
Kan emdi de ne kazandı
Nesli tükendi bitlerin de


Devamını Oku
Mehmet Halil

70’şe Şirinyer’den bindik, aynı yaşlarda iki yolcu yanyana gidiyoruz. Agora’dan geçtik… Yanımdaki hırdavatçılar çarşısına baktı. İçlenerek
- Hey gidi bit pazarı
- Saçları burda mı ağarttın yoksa
- Yok
- Niye bu kadar dertlendin?
- Burda her şey bulunur

Devamını Oku