Mehmet Halil Şiirleri - Şair Mehmet Halil

Mehmet Halil

En zararlı yaklaşım biçimi zorbayı değil kurbanı sorgulayan yaklaşım biçimidir.
İnsan zaafları olan bir yaratıktır. Hepimizin zaafları vardır. Bu zaaflarımızı egemen güçler çok iyi kullanmaktadırlar.
Egemen güçler, diğer insanlardan çok akıllı olduğu için değil, çok iyi örgütlü oldukları için egemen olmuşlardır. Onların bu güçlü örgütlenmesi sömürmek istedikleri insanların zaaflarını keşfedecek bilim adamlarını yetiştirerek güç kazanmışlardır. Yani onları güçlü kılan bizim zaaflarımızdır.
Bu günkü yazımıza konu olacak bu zaaflarımızdan bir kaçına değinelim.
DAMGALAMA,
Bizde kara leke anlamında kullanılır. Kısacası, normal dışılık, tehlikeli olarak anlamlandırılır. Amaç bu olumsuz özelliklere sahip olanların dışlanmasıdır. Bu durum kimlikler arası çekişmelerde üstünlük sağlamak için kullanılır. Diğerlerini ötekileştirerek üstünlük sağlamak için...

Devamını Oku
Mehmet Halil



‘’Tanrıdan başka tapılacak yoktur!’’
O halde binlerce kitaba da gerek yoktur
Akıllıdır tek kitap okuyanlar
Fazla okuyup da beyni terletmezler

Devamını Oku
Mehmet Halil


Tek! Tek!

Nereye baksam tek tekçi
AKP’nin silahı tek uzun adam
CHP’nin silahı tek ATA adam

Devamını Oku
Mehmet Halil

AKP'yi ve Tayyip Erdoğan'ı tebrik ederim. Türkiye'nin en önemli sorununu gündemden öyle bir çıkardı ki... Politikacı geçinenlerin çoğunu koyun sürüsü gibi peşine taktı. ''Kızlı Erkekli ev''ler gündeme gelmeseydi. Ya da başı örtülü, kıçı açık AKP vekilleri olmasaydı, Şu utanç duvarı için CHP ve Kılıçtaroğlu da bir şey söylemek zorunda kalacaktı. Konu gündeme oturacaktı. Ama hangi mihraktan çıktı ise (Erdoğan sık sık dış mihraklardan bahsediyordu) can kurtaran simidi gibi suni konular gündeme oturuverdi... Laf politikası şimdi en keskin solcuların bile silahı oldu. Utanç duvarı unutuluverdi. Şimdi gerçekten emekten ve sömürüden yana olanlara bir görev düşüyor. BÜTÜN İLLERDEN OTOBÜSLERLE AKIN AKIN O UTANÇ DUVARI DİBİNDE DİRENEN BELEDİYE BAŞKANINA DESTEK İÇİN YOLLARA DÖKÜLMEK. Bu da Kürtlerden çok, diğer kesimlere başta da Türklere düşmektedir. Umarım böyle bir girişimi ilk İZMİR'den başlatabiliriz.

Devamını Oku
Mehmet Halil

Ah analar! Ah analar! Cazgır analar
Sizin yüzünüzden bütün boşanmalar
Teflonlu doğuruyorsunuz çocukları
Birbirine bir türlü kaynaşmıyorlar.

Devamını Oku
Mehmet Halil

Yollar dar, trafik tıkalı
Yirmi dakikalık yolu
Bir saatte alıyor insanlar
İsyanda geç kalıp işten atılanlar,
Ocakta tenceresi yananlar…

Devamını Oku
Mehmet Halil

Çağın mucizesi devrede
Tecavüz tekbir sesiyle
Öldürme tekbir sesiyle
Hırsızlık tekbir sesiyle
Darbeler tekbirle…
Böylece:

Devamını Oku
Mehmet Halil



Konuşurken bile savaşıyoruz. Fikrimizi söylemiyoruz, kabul ettirmek için baskı yapıyoruz. Okuduğumuz kitapta ne yazılırsa doğru kabul edip, onu savunuyoruz. Oysa, o kitaptakiler yazarının fikri… Her gün dengelerin değiştiği Ortadoğu konusunda bile, en doğru benim diyebilecek kadar iddialı olabiliyoruz. Dengeler değiştikçe politikalar da değişiyor, ama bizim iddialarımız değişmiyor. İddia diyorum çünkü ateşin içinde değiliz. Uzaktan bize her şey kolay gibi görünüyor. Orada savaşan her gurup nasıl kendisi için kazanmak isterse, bizde tartışmalarımızda kazanmaya kilitlenmişiz… Kendi öngörülerimizi kabul ettirirsek, sanki her şey bizim istediğimiz gibi olacak, birbirimize ters düşünce masalar ayrılıyor, ilişkiler soğuyor, adeta düşmanlaşıyoruz… Bu uzaktan konuşmalarda bile böyle olursa bu parçalanmanın önüne nasıl geçeceğiz, nasıl birlik olacağız? Üç beş kişinin birbirlerine karşı zaferi mi önemli, yoksa ezilen ulusların ezenlere karşı zaferi mi?
Bireysel olarak, grupsal olarak, aşiret olarak her ne ise, dar çıkarlarımızı, daha geniş alana sahip ve hepsinden önemli olan toplumsal çıkarların önüne koyduğumuz zaman kaybetmeye mahkumuz.
Biz en basit kahve sohbetlerinde bile, birbirimize karşı zafer kazanmaya çalışırsak ve bu nedenle birbirimizden uzaklaşırsak, nasıl bir araya gelir Talabani Peşmergesi’yle, Barzani Peşmergesi? İşin püf noktası bizlerin bu sıradan muhabbetlerinde ve bölünmelerinde gizli değil mi? Zaman bütün olayların efendisi, hakemi… Bir gün mutlaka yanlışı saf dışı bırakacak. Nesnelerin içindeki molüküller ne kadar seyrekse o nesne o kadar yumuşak ve zayıftır. Bu bir doğa kuralı. Molüküller ne kadar sık ise nesne o kadar dayanıklıdır. Birbirimize karşı basit kişisel çıkarları, kazanma ve üstünlük elde etme yarışlarını bırakamadığımız müddetçe, zayıflamaya mahkumuz… Biz zayıf kaldığımız müddetçe karşı taraf güç kazanacaktır. Kısaca, onlar gücünü bizim zayıflığımızdan alırlar. Bu bizim bilincimizin eksikliğinin de bir göstergesidir. Hem fiziki gücümüz eksik olacak hem de bilincimiz, ama biz hala kazanmayı umut edeceğiz… Artık tarihten ders almalıyız. Kendimiz doğru bilmiyorsak kimseye doğruyu aktaramayız, öğretemeyiz.

Devamını Oku
Mehmet Halil

Taptaze papatyaların boynunu koparmış da
Fala bakmış ki, ‘’ne var siyasi gelecekte? ’’
Önceden haber verdi Lavukkoğluna
‘’sen gidicisin! ’’ diye…
O da sınır tanımadı dalkavuklukta
Bombok oldu şefin kıçına gire gire

Devamını Oku
Mehmet Halil

Çok gürültü yapıp Tanrıları uyutmadığı için insanlara kızan tanrılar, düşünmüşler taşınmışlar ve çözümü insanları yok etmekte bulmuşlar. Baş tanrı Enlil, bütün insanları yok edecek bir sel felaketi düşünür. Böylece gürültü kesilecek, Tanrılar güzel bir uyku çekeceklerdir. Su Tanrısı EA, Ultrapiştin’e, Tanrı Enlil’in bu kararını bildirir ve evini yıkıp kedisine büyük bir gemi yapmasını söyler. Ultrapiştin tam zamanında gemiyi bitirir. Güvenlikte olmayan bütün insanlar sel felaketinde yok olur.
Sel felaketinden sonra gemi bir dağın tepesinde karaya oturur.
İştar denilen bir başka Tanrı, Tanrıların bir başka sel felaketi göndermeyeceğine dair söz verir. Bu sözün göstergesi olarak da (siz imzası olarak düşünün) gök kuşağını yaratır.
Bildiğiniz gibi Gökkuşağını yılda bir iki kere ancak görebiliriz. O da kimi zaman net, kimi zaman yarım yamalak görülür. Yani tanrılar bile yaptıkları işte pek kararlı değildirler. İşte tanrılar bile sözlerine bu kadar sadık. Samimiyet samimiyetsizliğin içinde, gerçek sahtekarlığın içinde bu kadarcık…
Ama insanlar sözlerine ‘’bütün samimiyetimle söylerim ki…’’ diye başlarlar. Elde edemediğimiz gerçeklerin, doğruluğun yarattığı boşlukları sözlerle doldurmaya çalışırlar.
İşte bu gökkuşağının peşinde koşan insanlar, onun cazibesine kapılıp, her gün biraz daha bataklığa saplandıklarını fark edemezler

Devamını Oku