Dünyamızda toplumsal yapı, en güçlülerin en tepede olduğu bir piramite benzetilebilir. Tepede dünyanın en zengin elli şirketi, güç durumuna göre aşağıya doğru bu piramit genişler. En zayıflar, en altta kalanlardır.
En üstteki elli şirket dünyanın %65’şinin kontrolünü eline geçirmiştir. O ülkelerden elde ettiği aşırı karlardan kendi ülkesindeki işçilere biraz pay vererek rahatlatır ki, ellerindeki imkanları kaybetme korkusuyla mücadele etmekten çekinsinler.
Uluslar arası bu sömürücü güç, geri kalmış ülkeleri, yardım adı altında borçlandırır. Borcu ödeyebilecek karlı üretim araçlarına sahip olan borçlanır mı? Borçlanıyorsa zor durumda olduğundan… Bu yükün üstüne bir de borçlar binince sıkıntılar daha da artıyor. Borcu veren zaten bunu biliyor, bildiği için borçlandırıyor. Her yıl ödeme sıkıntısı çeken bu ülkeler, borcunu ertelemek zorunda kalıyor, her erteleme faiz oranının artmasına, yükün daha da ağırlaşmasına sebep oluyor. Borcu verenlerin istediği de bu… Artan her borç, artan taviz demek oluyor. Ülke biriken borçlarına karşılık artık alacaklı ne isterse kabul etmek zorunda kalıyor.
Bu yüzkarası anlaşmalar onun için halktan gizleniyor… Haber kaynaklarını susmaları için paraya boğuyorlar… Hatta bütün haberleri yalan üzerine oluyor…
Eğer siz ülkenin gelir getiren bütün kaynaklarını satar savarsanız sonuçta borç almaktan başka çareniz kalmaz… Yani parayı borçtan yaratırsınız. Borç içindeki biri borçtan nasıl kurtulabilir? Ancak ülkeyi ipotek ederek…
Esas olan dünya pazarını ele geçirmek olduğuna göre, pazarda rakipsiz kalmak için senin pazara mal çıkarmanı istemiyorlar. Hangi mal onun pazarına sekte veriyorsa ona kota konuluyor…
‘’Düşünen var mı?’’ diye öğrenmek istedim
Bir film festivali düzenledim.
Üç tercih sundum insanlara
Katılıyorum! Katılmıyorum! Düşünüyorum!
İktidardakiler (2x2 = 3 – 5) olduğunu iddia ederler. Bunu kanıtlamak için de ciltlerle kitap yazabilirler. Bütün üniversiteleri seferber edebilirler. Çünkü onlara göre her şey paradır ve paranın satın alamayacağı bir şey yoktur.
Özgürlük isteyenler ise (2x2 = 4) diyorlar… Uzun lafa gerek görmüyorlar. Deney sonucu bunlar.
Deneye dayanan bilgi üstün gelince, onun karşısına şiddet çıkar. Onun için iktidarların sopası kalındır. İktidarda olup da diktatörlüğe başvurmayan yoktur. Egemenlik güce, korkutmaya, yıldırmaya dayanır, bu nedenle arkalarında zayıf insanlar isterler. Zayıf insanları sadaka ile yedeklerine alırlar. İnatla karşı çıkan ve mücadele edenler ise, ‘’İbret olsun’’ diye, kurşunlanır, asılır, yargısız infazlarla yok edilir, kaybedilir, zindanlara atılır…
(2 x 2 = 4) inkar edilir. Ağlamak yasaklanır. Ağlayan analar tutuklanır. Mezar ziyaretleri engellenir.
Osurmak, hıçkırmak izne tabidir. Öldürülenlerin başlarıyla top oynamak eğlence haline gelir…
İşte günümüzde (2x2 = 4) gibi görülen haksızlıklar, hırsızlıklar, cinayetler olduğu halde, niceliğinden ve niceliğe dayanan bu gücünden pek bir şey kaybetmiyorlar…
Çağımızda, ‘’protez’’ insanlar üretir medeniyet
Yerine göre çıkarılıp, yerine göre takılan
Kiralanıp, resmi festivallerde tanınan ve tanıtılan…
Kuruyunca yakılan,
Ve yanında yaşı da yakan…
Evrime direnirken, insanlığı içselleştirememişiz
ÇALIP, ÖLDÜRÜP, TECAVÜZ EDİP, KENDİLERİNİ SARAYA, İKTİDARA ZİNCİRLEYEN TİRANLAR
Mitolojideki Zeus ve Promete öyküsü bu sistemi en iyi şekilde yansıtmaktadır. Yüreğinde sevgi ve hoşgörü olmayanlar, acımasız olanlar, diğer insanlar üzerinde egemenlik kurmuşlardır. Çünkü yüreğinde sevgi ve hoşgörü olanlar bir başkasını çıkarı için ezmek, zor duruma düşürmek istemezler. Başkalarından kendi payına çıkar sağlamayı düşünmezler. Karşılıksız kendilerinden vermeyi öğrenmişlerdir.
Bencil, hırslı, öfkeli kişiler ise kötülükleri ile diğer insanları korkutmuşlar onlar üstünde baskı kurarak onların güçlerini kendi yedeklerine almasını bilmişlerdir.
Krallar da, prometeler de, tarih boyunca nöbet değiştirerek bu sistemde var olmuşlardır. Kralların adı kısa surede unutulsa da Prometeler hafızalarımızdan silinmemiştir. Deniz, Hırant, Tahir Elçi, Fiğen Yüksekdağ, Selehattin Demirtaş boyun eğmeyen son örneklerimizdir…
Diktatörler ise onları kıskaca almadan haklarında konuşamazlar. Onlar susturulmak istenir. Kıskıvrak bağlanır, öyle hareket ederler.
Havayı solur gibi soluyoruz
Her kelimeyi
Düşünmeden, araştırmadan
Soluyoruz
Daha önce kimin ciğerindeydi?
Yerken, içerken, ha keza sıçarken
Hıyararşi çok önemli bir kural
Kimse ileri çıkmamalı rütbesinden
Daima bir adım önde olur kral
En küçük para bile değerliymiş, olmayana.
Bir kılavuz sözmüş bu, muktedir olanlara.
Ve emekten çok değer verilmiş sadakaya…
Muktedir büyük olunca, rant büyük olur mu?
Başlar ayak, kıçlar baş oldu da,
Klozet altın olunca, göt, boktan kurtuldu mu?
Yazdığım kısa ve öz yazıya aldığım cevaplar maalesef çok üzücü… Özellikle de şairlik iddiasında bulunan insanlardan bunu beklemezdim… Nedenlerini kısaca açıklamak istiyorum.
Bir siyasi parti nedir? Yazıyı uzatmamak için dünya ile ilgili sorumluluklarını geçip yalnız ülke ile ilgili sorumluluklarından söz edelim.
Bir siyasi parti her ne kadar seçimlerde belli bir kesimin oyunu alsa da, meclise girince bütün bir halkın temsilcisi durumundadır. Ayırım yapmadan her kesimden insanın dertlerine kulak vermek sorumlulukları arsındadır. İster iktidar olsun, ister muhalefet olsun bu böyledir. Bunu unutmamak gerekir.
Ana muhalefet partisi iktidarı denetleme görevini üslenmiş bir partidir. İktidardan sonra en büyük sorumluluk da ana muhalefet partisindedir.
Bütün bu görevler, yasama yürütme ve yargı organları ile kontrol altına alınır. Meclisin görevi bunları organize etmektir.
Denilecek ki: Çoğunluk iktidar partisinin elinde, mecliste istediğini yapabiliyor. Doğrudur. Peki öyle olunca muhalefet partisi eli ayağı bağlı seyrecek mi?
‘’Ezen ve ezilen kavga ederken biri seyrediyorsa, ezenden yanadır.’’
Bu sözü çok duymuşsunuzdur…
Denizler asılırken CHP mecliste idama oy vermeseydi, karar çıkmayacaktı.
Yani üç fidan asılmayacaktı…
CHP Dersim katliamını hala bir özür olarak kabul etmiyor…
Kendilerini koolisyon ortaklığına bile layık görmeyenlerle el ele…




-
Hasan Ateş
Tüm YorumlarSevdiğimiz bir abimiz kendisi. Bir grupta yayınladığı şiiriyle tanıdım kendisini. Mizahı kullanır şiirlerinde, bununla birlikte duygusal şiirleri de yok değildir. Popüler şiirleri de var, güzel tabi. Ayriyeten grup da kurdu sağolsun, ne de olsa mizah seviyoruz.