Babaerkil bir toplumda ana dil
Olacak iş mi?
Tanrı baba var
Devlet baba var
Para babaları var
Onların dili dururken
Yaş yetmiş sonsuz yol göründü
Rahattım bilmezken dönüm gününü
Dipten bir deprem sarsarak yayılıyor
Araf’ta olacağız yedi haziran günü…
Canpazarı Gündoğan, Kazlıçeşme
Soma’da 301 madencinin ölümüyle sonuçlanan olayın duruşmasındaki ‘MAAŞ ALDIĞI ŞİRKETİ DENETLEMİŞ’ ifadesini okuyunca geçmişte başıma gelenler aklıma geldi… 1964-1965 yıllarında Makine teknikerliği okulunda okurken aynı zamanda öğretmenlerle, o zaman henüz olmayan, üretimde standartlaşmaya gidilmesinin ekonomide büyük kazançlar sağlayacağını tartışıyorduk. Bununla ilgili basında da yankı bulan tartışmalar oluyordu. Okulu bitirdiğim 1970 yılında, yine yüksek okulu okumak üzere İstanbul’a gittiğimde, yine çalışıp okuyordum. TSE’ o yıllarda yeni kuruldu.
Çalışmak için müracaat ettiğim fabrikada işe alındım. Fabrikanın sahibi ve müdürü Burhan Bey, bana ‘’Siz bu standartlar enstitüsünün kurulması için çok mücadele ettiğiniz, seni kalite kontrol sorumlusu yapalım’’ deyince sevinmiştim. Fabrikada Traktör yedek parçaları yapılıyordu. Döküm Alibeyköy’de bir dökümhanede yapılıyordu. Dökümhaneden gelen 54 parçayı kontrol ettim 49 parça bana göre bozuktu. 5 parça üretime uygundu. Haberi alan Burhan Bey bir saat sonra başıma geldi ‘’Ne yaptın sen? ’’ dedi. Gayet normal ‘’Bu dökümler çürük’’ dedim. Eğildi parçaları kendi seçti. Üç çürük, 51 sağlam çıkardı. ‘’Efendim bunlar basıncı görünce patlar ve geri döner. Verilecek emekler boşa gider’’ dedim. ’’ Sen kimden maaş alıyorsun? ’’ dedi. Ağzım açık kalakaldım.
Tabi dökümden çıkan parçayı kullanabilmek için, torna, freze, planya, matkap vida delikleri conta kanalları gibi birçok işlemden geçecek, ve bu işlemler pahalı ve boşa gidecek. ‘’Bu fabrika batar’’ diye yeni iş aramaya başladım. Ama o yıllarda teknik eleman bulmak zordu ve benim istifama izin vermediler. Ücretimi artırdılar. Aradan üç ay geçti Türkiye’nin çeşitli illerine giden parçalar geri gelmeye başladı. Ama hiçbir şey olmadı. Yalnız ondan sonra çıkan parçalara başka etiketler yapıştırılmaya başladı. Meğer bizim bilmediğimiz neler varmış. Şirketin ismi değişince bütün arızalar gidiyor bütün motorlar çalışıveriyormuş…
Bir başka olay da 1990’lı yıllarda başıma geldi. Alüminyum doğrama atölyesi açmıştım. Bayındırlıkta çalışan arkadaşlarım da vardı. Bana iyilik olsun diye haber gönderdiler. Bir okulun Alüminyum doğrama işlerini yapmam istendi. Önce sevindim ama, resmi işlere girip de iflas etmeyen doğramacının olmadığını da çok duymuştum. O bakımdan hiç resmi iş almaya teşebbüs etmemiştim. Ama konuşulan hep ‘’adamın varsa kazanırsın’’. Arkadaşlarım olduğuna göre kazanırım düşüncesiyle gittim görüşmeye… İşler kilo ile kabul ediliyor. Ama Bayındırlık fiyatları o sıralar bizim piyasadan aldığımız alüminyum fiyatlarıyla başabaş. Aksesuar, işçilik, nakliye, montaj nasıl karşılanacak? Arkadaşlarım o senin bileceğin iş diyor. Kazanan kazanıyor diyorlar… Devlet müessesinin birinden söktüğüm eski bir doğramalardan köşe bağlantıları kurşun çıkmıştı, hem de 40-50 cm boyunda… Ben de öyle yaparsan para kazanabilecektim. Böyle yaparsam işi kabul eder misiniz? Kabul ederiz de demediler, etmeyiz de demediler…’’Sen kendine güvenmiyor musun? ’’ dediler. Ben kendime güveniyorum ama para kazanmam için aynı yöntemi kullanmam lazım. Bunun için de sizin onayınızı almam lazım. Yani size de güvenmem lazım. Devlet dairelerinde herkes birbirinin kurdu.’’ Git şirketle konuş’’ dediler. İşi şirket teslim alacak. Gittim şirketin bürosuna. Durumu aynen anlattım. Orada görevli olan bey, gözüme baktı. Benim duyabileceğim biçimde ‘’Ben aynı zamanda bayındırlıkta kontrolüm’’ dedi. Sonra araya giren %20 komisyon istedi. İşler iyice karmaşıktı. O gece düşündüm. Böyle karmaşık bir ieş bulaşmaktan korktum. İşi almadım.
Yıllar sonra görüldüğü üzere sistemin istikrarı hep usulsüzlüklerle sağlanıyor…’’ İSTİKRAR… ‘’ İSTİKRAR… Diye boşuna yırtınmıyorlar.
On yıllık süt ve süt tozu depolarda
Yine de inekler tüp gibi ahırlarda…
Tavuklar da F tipi koğuşlarda…
Bu sistem bu hızla giderken
İneklerde olduğu gibi, bebeleri de ayırıp
Annelerini de savabilir süt için…
Hamamcıya,
hamama gittin mi diye sorulmaz
alırlar adamı makaraya,
mırıl mırıl koktuğuna bakılmaz.
Kirlileri kimse sevmez,
Başbakan ‘’Yabancı güçlerin taşaronları dedi, PKK için.
Başbakan ama, sanıldığı gibi boşbakan değil… Belli ki boşuna gidip gelmiyor Amerika’ya…
İster istemez düşünüyoruz… Amerika’ya ihracatımız mı artıyor?
Bu ülkenin gelirden en yüksek payı alan %20 lik kesim, vegide de en az vergi ödeyen kesim, yani ülkenin kaymak tabaksı… Yani Hükümeti ve bürokratları parmağının ucunda oynatan kesim. Yani uluslar arası şirketlerle entegre olan, şirketleri birleştiren, dolayısıyla KİT’lerin de özelleştirilmesi için en fazla çığırtkanlık yapan, seçilen vekillerin seçimlerden önce seçim masraflarını finanse eden, ve istedikleri yasaları meclisten istedikleri gibi çıkartabilen kesim.
Söz konusu vatansa, diğer tarafı teferruat… Vatanı askere çağıralım da bu milleti kurtarsın… Vatan dediğin milletsiz olur… Millet dediğin teferruat, koca devlet teferruatla uğraşmaz… Al sat, çal sat, insanı mala çevir, işe yaramayanı vur kır çöpe at… Zam yap, sık bu milleti, limon gibi suyunu sık, uluslar arası şirketlere sat… Muhalefet de iktidar da bunun bilincine varmış, ama, bu cahil millet farkına varamamış… Hala ‘’HAYIR’da HAYIR var’’ deyip duruyor… Dünya bir kara delikten çıktığına göre, o kara delikte de bir hayır var demek. O halde bu milleti de o kara deliğe sokmak, iktidarı ve muhalefeti ile yönetenlerin birinci görevi… Bunu da iyi beceriyorlar maşallah…
Bu kadar haksızlık karşısında
Taş bile çatlar
Bu gün oynanan oyunlar
Bir gün gerçek olur,
Başınızda patlar
Ve hiç uğruna kaybolan canlar
Kim demiş ‘’biz yaratıcı olamayız’’ diye
Birinci sıradayız düşman yaratma işinde
Niyetler farklı, sınırlar çiziliyor sınır içinde
Düşünceler ve icraatlar karanlık mevzilerde
Kaybediyorsak, suç bizde değil, gözlerinizde
Kaşlarınızın altı geliyor aklınıza göz deyince
‘’Benimle insan ağına gelirmisiniz? ’’ dedi
Büyük sığırtmaç iki ayaklı koyunlarına
‘’Geliriz! ’’ dediler, kırmazlardı celepi,
Korkaktı her biri, yemin ettirdi onlara.
- ‘’Et yemek isteyen ava çıkarrrr! ’’




-
Hasan Ateş
Tüm YorumlarSevdiğimiz bir abimiz kendisi. Bir grupta yayınladığı şiiriyle tanıdım kendisini. Mizahı kullanır şiirlerinde, bununla birlikte duygusal şiirleri de yok değildir. Popüler şiirleri de var, güzel tabi. Ayriyeten grup da kurdu sağolsun, ne de olsa mizah seviyoruz.