Kinden, nefretten ve ölümden beslenenlerle
Dostluktan, sevgiden, barıştan beslenenler…
Kendi ve yakın çevresi için yönetime girenlerle,
Kabuğunu kırmaya çalışan devrimciydi
Açılmamış iki kabuk arasında
Suların derinliğinde bir inci…
Avcıların bulandırdığı suda
Su yüzüne çıkmak istiyordu
Güçlüye ‘’yaşa! ..’’ demek için
Okumak gerekmiyor
Zayıfa ise, ‘’yaşa’’ demek için
Dört okul bile yetmiyor.
Dil, bir çeşit semboller ormanıdır. Yan yana gelen harfler sadece iki boyutlu birer işaret değildir, ifade ettiği tanımın hafızamızda yer kapladığı haliyle üç boyut kazanır. Belleğimizde kokular sesler görüntüler canlanır ve söylenen söz bir ifadeye bürünür, anlam yaratılır. Gerçek dünyayı, dolayısıyla kendi varlığımızı, kimliğimizi de dil yoluyla ve dilin sınırları içinde algılar ve tanımlarız. Anadil bu yüzden ok önemlidir. Dil bebeklikte karşılaştığımız ilk sembolik anlatımdır. Dilin kotları bebeklikte beynimize işlenir. Kimlik dil tarafından üretilir ve dil tarafından tanımlanır. Ortak dili olmayan toplumların ortak kimliği olamaz. (Pınar K. Üretmen- psikeard sayı 59 – Babil, dil ve ötesi)
Dili en uzun olanlar seçilir
‘Tanrı’ya zum elçi edilir
Ayetler iner götlerden
Gezinin meşhur ettiklerinden
Duyulur, Bulut’un dilinden.
Bütün krallar düşünceye düşmandır. Onun içindir ki Krallar hep düşünenleri hedef almıştır. Düşünenlerin onurunu kırmaya çalışmıştır.
Düşüncenin en büyük düşmanı gürültüdür. İnsan gürültüde düşünemez. Bütün savaş alanlarında ‘’Mehtar Takımı’’ bunun içindir.
Roma’da, Krallar, şairleri aslanların önüne atarak halkı eğlendirmeye çalışmışlar. Spartaküs, (ilk köle ayaklanmaların güçlü lideri) aslanların önüne atılarak öldürülmüş…
Ortaçağda kızını, oğlunu evlendiren krallar, yine halkı eğlendirmek için mahkumları kaleden aşağı atarak eğlenirlermiş… Bunun için köleler veya mahkumlar arasında yarışmalar düzenlenir ki bu yarışmalar kazanılması imkansız olan yarışmalar… Sonuçta halkı eğlendirmek için kaleden uçuruma atılacak mahkum veya köle bulunurdu.
Düşünmeyen, düşünemeyen halk da bunu heyecanla alkışlarmış… Bol bol da içki içilirmiş…
Bu gün hala kıralar ayakta kalabilmek için iç ve dış savaşlara sarılıyorlar…
Bir otomobil farı gibi aydınlattı
Metrelerce ileriyi.
Kendisi, karanlıkta kaldı
Farları parlak, otomobil gibi
Sonuna kadar kullandı sesini
düşünüyorum
Ben neredeyim,
ne yapıyorum
ben neyim?
dönüp dönüp
kendimi arıyorum.
Psikeard’ın 50 sayısında. Sonsuz İnşaat başlıklı yazısında Şule Öncü ‘’Aşırı yüklenen bütün sistemler kendi üstüne çöker’’ demiş… Buna katılmamak mümkün mü? Çöken inşaatlarda az mı can kaybettik. Bizim on tane C.başkanımız yok ki, çöküşüne göz yumalım. Onun için: AKP’lilere ve tüm vatandaşlara sesleniyorum. C.Başkanı sarhoş, onu bu tehlikeden kurtarmak için aşırı yükleme yapmayalım. Erkek dünyasında sarhoşlara yardım etmek de erkekliğin şanındandır. Gelin hep bir olalım 16 Nisan’da HAYIR
diyelim de yükün birazını paylaştıralım. C. Başkanımız ve tabi onun yönettiği ve yöneteceği devletimiz kendi üstüne çökmesin. Son pişmanlık fayda etmez… Geç kalmadan görevimizi HAYIR’lısıyla yapalım…
Kılı kırk yararak iktidara gelenler bir dönem sonra oraya neden ve nasıl çivileniyorlar?
Hükümet olan önce neden medyayı ele geçirmeye çalışıp sansür uygulamaya başlıyor?
Sanat ve aydınlar üzerine baskı ve terör neden bu kadar yaygın?
‘’Sık sık duyarız. Hayat bir oyundur. Hayat bir tiyatrodur’’ diye… O halde bu benzetme neye göre yapılıyor… Hayatla Tiyatro orasındaki bu bağlantının sebebi ne?
Tiyatro deyince yönetmen, oyuncu ve seyirci gelir aklımıza…
Hayatta da hükümetler, bürokrasi ve halk vardır oyunun kahramanları olarak…




-
Hasan Ateş
Tüm YorumlarSevdiğimiz bir abimiz kendisi. Bir grupta yayınladığı şiiriyle tanıdım kendisini. Mizahı kullanır şiirlerinde, bununla birlikte duygusal şiirleri de yok değildir. Popüler şiirleri de var, güzel tabi. Ayriyeten grup da kurdu sağolsun, ne de olsa mizah seviyoruz.