Halk dilinde derler ki, birini tanımak istiyorsan ‘’Ya içki masasına otur ya da kumar masasına’’ feodal dönemden kalma bir deneyim… Buna sanat dilinde de ‘’Drama yaratmak’’ denir… İnsanı tanımak için mutlaka basınç altına almak gerekiyor. Zor şartlarla yüzleşmesi gerekiyor.
Seçim kampanyası işte bunun için çok önemli… Normal şartlarda sakin görünenler, bu şartlarda gerçek yüzlerini gösterirler…
Emekçi halkın sırtından, sömürerek kolay yönden yaşamı tercih edenler, yani devleti, yani halkın ortak mülkiyetini kendi çiftlikleri, kendi malları gibi kullanmak isteyenler, işçinin ve emekçilerin kanını emmek için devletin ve resmi kurumların zorbalığını ellerine geçirmek isteyenler, daha ilk günden başladılar zorbalıklarına…
Emekçi örgütlerinin her eylemine yasal gerekçe uydurup yasaklamaya çalışan devlet güçleri, yasa dışı grupların saldırılarına, linç girişimlerine desteklerini eksik etmezler… Etmiyorlar.
İşte Urla da en doğal hakları olan ve her partinin rahatlıkla yapabildiği, seçim bürosu açma hakkına tahammül edemediler…
Neden?
Kendi olamadan ‘biz’e soyunanlar
‘’İpek yol’’un üzerindeki istasyonlar
Her şeye muktedir görüp kendilerini
Altın kafes içinde coşanlar…
İki pala bıyığınız olsaydı
Dörtnala geçiyor zaman
Güçlülere gücümüz yetmiyor
Beni, yine anlayan
En yakın dostum oluyor.
Hadi, gel dostum nalbant
Sosyal demokrat enternasyonalin ilkeleri
İnternetten arayıp sosyal demokrasinin ne olduğuna dair daha geniş bilgi alabilirsiniz.
Sosyal kelimesi köken bilimsel olarak: “1. dostluk ve yoldaşlık eden, cana yakın, 2. topluma uygun, toplumu gözeten, toplumsal anlamına gelir.
Devletin vatandaşların toplumsal ve ekonomik varlığını iyileştirmek için önemli roller edindiği yönetim anlayışıdır. Fırsat eşitliği, gelir dağılımı eşitliği ve asgari yaşam şartlarını sağlayamayanlar için sorumluluk anlayışı sosyal devletin önceliğidir.
Sosyal devlet genellikle karma ekonomi uygular. Özel mülkiyette sınır yoktur ancak büyük servete büyük oranda vergi standardı vardır. Düşük gelirliden de düşük oranda vergi alınır. Bu oranlama gelir farklılığını azaltır. Ülkedeki emek sınıfları arasındaki gelir farkı sosyal devletin önemli kıstaslarındandır.
Kapitalizmin çürümüşlüğü her alanda kendini gösteriyor. Ekonomi alt-üst, eğitim öyle, ahlak sıfırlanmış... Her kötülüğe bir mazeret uydurmak için yalanın bini bir para... Son on altı yılda sanki istikrar varmış gibi, seçim sloganlarını ''İstikrar'' üzerine yoğunlaştıran politikacılar da var. Politikacılar derken politikayı da iyice karalamış oluyorum ki, bu benim suçum değil, politikayı bu hale sokanların suçu... Neyin istikrarı diye düşününce açlık, işsizlik, zam, iş cinayetleri, parça parça satılan ülkeden başka ne geliyor akla? Demek ki bu yolda istikrarlı olacaklarını söylüyorlar.
Bu kötü gidişte, işçiler ve emekçiler de hemen hemen ellerinden alınan bütün haklarından sonra, seçimi bir parça da olsa kendi lehine çevirebilme çabasındalar...
Yangından sonra geriye kalanları kurtarma peşinde olan ev halkı gibi, emeği savunan ya da emeği savunuyormuş gibi görünen partiler, son döküntüleri kurtarmak için çareler aramakta...
Açıktan açığa emeğe saldıranlar bir cephe oluştururken, buna karşı mevzilerini korumaya çalışan kesimler de var. Her işte bir iş sırası ve bazı ilkeler olur ama, yangın söz konusu olunca insanın bilinç altı devreye girer ve hemen ilk akla gelene yönlendirir insanı... Tabi sonunda ana eksen kaçar ve yenilgi kaçınılmaz olur. Bu nedenle, haramiler baskını ilke olarak kabul etmişler... Her seçim bir baskın seçim olmaya başlamış... Demokrasi adına baskın uygulanmaya başlamış...
Kazananların durumu öğrendiklerinde akıllı olduklarını sanırlar. Çünkü kaybettiklerini bilmezler, bilmek de istemezler, görmezler, görmek istemezler. Zayıfın kaybettiği durumları öğrendiklerinde akılsız olduklarını sanırlar, çünkü kazandıkları durumları bilmezler, bilmek de istemezler. Onlar güçlü tarafça beslenirler, onlar için çalışırlar. Gerçeği görmezden gelip, yalanı yayarlar. Medyanın rolü de burada işte…
Ve köpeklerin uluması, zayıfları susturur…
Aptallar aptalların ardından gider... O aptal yetki sahibi omuşsa kendisi de aynı yoldan yetki sahibi olabileceğine inanır. Sayısal lotoya, piyangoya inananlar nasıl inanmaz aptala?
Mevkiini para ile satın alan kimseler, masraflarını geri alma yoluna düşerler. Bürokraside böyleleri çoktur…
Rüyalar gördük şu ekonomi yüzünden
Damatlık gömlekler bile kirlenmeden
Ayrılıyor şimdiki gençler birbirinden
Etkilenmeyiz doların yükselişinden
Hisleri güçlü bir at gibi, tehlikeyi görünce,
Durmadı zaman önümüzde…
Kolay geldi gidenin ardından bağırmak…
Öfkemizi boşaltıyoruz biz de.
Çürük bir buhar gibi
Bir şey yapmak için o şeye inanmak gerek
Hiçbir şeye inanamıyorum ki ne yapayım?
Neye inanayım?
Yalanla donatılmışım, yalanla saklambaç oynuyorum
Bir şey yapmak için o şeye inanmak gerek
Hiçbir şeye inanamıyorum ki ne yapayım?
Neye inanayım?
Yalanla donatılmışım, yalanla saklambaç oynuyorum




-
Hasan Ateş
Tüm YorumlarSevdiğimiz bir abimiz kendisi. Bir grupta yayınladığı şiiriyle tanıdım kendisini. Mizahı kullanır şiirlerinde, bununla birlikte duygusal şiirleri de yok değildir. Popüler şiirleri de var, güzel tabi. Ayriyeten grup da kurdu sağolsun, ne de olsa mizah seviyoruz.