Gündüzün velvelesi gecelere kalınca
Buruk bir sessizliktir bana kalan sermaye
Abanıp seraplara yatıp boylu boyunca
Etrafta zifir kaynar, sabah olur tek gaye
Nedir bu çektiğimiz anlamsız ürkeklikten
Bir gençti, on sekizinde
Liseyi bitirmişti iki yıl önce
Bütün hayalleri duruyordu öylece
Babasızdı, babaannesi vardı,
Kardeşleri küçük, anne hastaydı.
Ruhumda bir tıkırtı
Hüzün veren adı var
Uzadıkça giden yol
Acılaşan tadı var
Karanlığı işkence,
Aniden uyandım, rüyada uyanır gibi
İki ucu ışık bir zifiride
Sağımdan solumdan saçılır inci
Kamaştı gözlerim, kaldım öylece…
Ne yana gideyim şaşırdım bir an
Üç kişiyiz evimizde,
Her şey yerli yerinde
Evimiz tam üç kişilik
Ben, anam ve geçimsizlik...
Birkaç tavuk var bahçede
Yeşil bir renk, gözlerine döşenen
Ah bir bilsen neleri hatırlatır.
Bir duygu ki, geçmişi kalbe gömen
Zalim zaman ne hasretler aratır.
Yanakların hasretin gül dokusu
Artık ben de sadık dostuma uydum;
Beyazlar giyindim bu kara günde.
Kumaşı, deseni onunki gibi
Düğmesi, dikişi, ütüsü, cebi
Vasiyetmiş gibi yok hiçbir yerde
Düşünce içime saldı kök saçak
Ne kadar zor imiş yari düşünmek
Bir rüya ki, ölüm ayırır ancak
Yüreğin yanarken tir tir üşümek
Bir noktaya dalıp öyle uzunca
Vallahi inanmak belki zor; ama
Kaldırımda, bodrum penceresinde
Bir incir ağacı boylu boyunca
Yırtınır adeta mazgal altında.
Belli ki yıllardır orada yaşar,
Ne sevgili için deli olurum
Ne yoluna kurban, ne dert doluyum
Oturup da içli içli düşünmek
Bana uymaz, ben de deli doluyum
Ne yolunu gözler, ne dertle pişer
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!