Dağ başında ıssız bir yol kenarı,
Gövdesi çatlamış bir dut ağacı
Gölgesinde susuz kalmış bir kuyu
Bekleşirler geçmeyecek yolcuyu
Ne geçen bir yolcu, ne kurt, ne kuzu
Sevgin ekmeğim benim
Suyun yarama ilaç
Kalbim, beynim, benliğim
Tatlı sözüne muhtaç
Sen olsan dile nağme
Şu dünya şefkatsiz, hasret yoludur
Göçebe misali döneriz biz de
Kimimiz şen şakrak, dolu doludur
Kimimiz bulanır her dem bir derde
Kimi türlü ahenk, türlü serzeniş
Gök neden böyle mavi?
Neden derin bu hülya?
Bir heves ki hep zayi
Gerçeği aşar rüya.
Bir alımlı edaya
Gecenin ilerleyen bir vaktinde
Kimsenin olmadığı bir zamanda
Bir genç giriverdi kıyısından usulca
Çocuk parkına.
Ürkek ürkek yürüdü salıncaklara doğru
Sırtında çuvalı, yaş kırk beş-elli
Bağırıyor çarşıda: ‘Ceviz var, ceviz! ’
Yorgunluğu, yılgınlığı halinden belli,
Bir hal ki, dünyadan taşımıyor iz.
Şehir epey kirli; ama o temiz.
Saat gecenin biri
Gözlerim kızarıyor
Duyguların zifiri
Benimle dolaşıyor
Boşlukta yarışırken
Üsküdar’a giden yolu şaşırdım
Süzülürken Sadâbât imbiğinden
Kâtibimin mendilini aşırdım
Desen desen lale bahçelerinden
Elvan elvan bin bir çiçek yoldurdum
Bir şarkı düsturunda, mesnevi üslûbunda,
Ne kadar askıda bir hayattır bu
Süzülür gökyüzünde kuşlar askıda
Aşkadır, Ferhat’ın yol verdiği su
Sevdaya düşünce deli bir gönül
Kalbi pır pır eder, yanar askıda
Bir yanım yelkovan, bir yanım akrep
İçimde bir ritim tutturmuş gider
Gönlümün gözüne yenildim ben hep
Ruhum bu minvalde yol bulmak ister
Bir yanım hızlıca çalar zamanı
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!