Sabahın seheri gökyüzü doldu
Rengarenk balonlar seyrana daldı
Görenin aklını başından aldı
Hayallere doğru dal be Nevşehir
Süzülür balonlar değer buluta
Eski mahalleler rüzgâra bindi
Dostun muhabbeti, sözü de dindi
Gönül hanesine karanlık indi
Öksüzün feryadı bırakılmasın.
Fakir sofrasına aşla varılmaz
Eskiden "ben" değil "biz" idi lisan
Şimdi benlik oldu kula her nişan
Ceketi yamalı, ruhu per perişan
Suret parladıkça, özler silindi.
Altın kaplamadır kaşığın sapı
Sabahın seherinde okunur ezan
Güneşten evvelce uyanır köyüm
Dağılır dağlardan o puslu duman
Güneşten evvelce uyanır köyüm.
Buz gibi su ile yüzler yunulur
Eskiden gurbeti yolda bulurduk
Hasretin nârıyla yanar dururduk
Mektup bekler iken hayal kurardık
Şimdi her kalabalık bir yabancı.
Sanalın elinde sırlar saçıldı
Aslanla ceylanı dost kılan yerim
Gönülden gönüle dökülen serim
Hünkarın yolunda bir garip erim
Hoş geldin ruhuma Hünkarım benim.
On altı ağustosta yollar açılır
Çarşamba gelince yollar canlanır,
Köşektaş’ın dolmuşu yola dayanır.
Kimi peynir alacaktır, kimi sebze,
Hacıbektaş çarşısı bereketlenir.
Aman Çarşamba, bereketli pazar,
Dokuz ay karnında beni taşıdın
Geceleri uyumadın benimle yaşadın
Ağlasam ağladın, sızlasam sızladın
Hakkın ödenmez hiç canım anam
Yırtık pabuç giydin, beni okuttun
Traktör paslandı yerinden kalkmaz
Mazotun ibresi yüzüme bakmaz
Kurudu dereler sular hiç akmaz
Hali nolacak garip köylünün?
Gübre pahalandı tarlalar bomboş
Toz toprak saha
Çıkmazdık bir daha
Gerek yok şaha
Top peşinde koştuk
Taştan kale kurduk




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!