Ağzınla kuş tutsan, göğe uçsan da
Bereket olup yere yağsan da
Güneş olup her gün doğsan da
Doymaz insanı memnun edemezsin.
Bal döküp yollara, güller sersen de
Karşı mahallede güneş doğuyor
ışığını her bir yana yayıyor
Tarlaların bereketle doluyor
Emekle yoğrulur canım Köşektaş
Alâddin’in Çeşmesi’nden su içtik
Elmalığın yolu ince
Huzur dolar girince
Ağaçlar selam verir sevince
Yeşil dalım Köşektaş
Kızarır elması dalda
Gözümü yumunca canlanır kerpiç evlerin o sarı tozu
Sanki kulağımda çınlar dedelerimin o vakur, derin sözü
Şimdi ıssız kalmış bahçeler, kurumuş asmaların nazlı yüzü
Eskiler gidince boynu bükük kaldı bizim Köşektaş
Yerde bir büyük sofra, herkes aynı tabağa kaşık sallardı
Çarşamba gelince yollar canlanır,
Köşektaş’ın dolmuşu yola dayanır.
Kimi peynir alacaktır, kimi sebze,
Hacıbektaş çarşısı bereketlenir.
Aman Çarşamba, bereketli pazar,
Toz toprak saha
Çıkmazdık bir daha
Gerek yok şaha
Top peşinde koştuk
Taştan kale kurduk
Temmuzun sıcağı tepeden bakar
Alından terimiz tarlaya akar
Ekinler sararmış, mis gibi kokar
Bereket vaktidir bizim buralar
Tırpanın sesiyle uyanır sağlar
Hatır gönül bilmez yola girilmiş
Eski töre sanki yere serilmiş
Alçak olan baş köşeye kurulmuş
Zulmün karanlık çağına vardık.
Oğul duymaz olmuş baba sesini
Kayseri'den çıktım yayan
Yollarıdır bana beyan
Kalmadı mı halim duyan
Menzilimdir Köşektaş
Himmetdede tozlu yolu
Ziller takıldı
Meydan bakıldı
Ateş yakıldı
Geliyor Kel Köçek
Fesler başında




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!