Cuma namazı bitti, cemaat dağıldı
Sazın sesi Köşektaş'ın bağrına vurdu
Al bayrak çatıya dikildi, düğün kuruldu
Düğüne beklenir şimdi köy sakinleri
Çullar kuşanmış, merdiven çatılmış
Köyün çevresine direkler dikildi
Eski muhabbetlerin kökü söküldü
Ekrana kilitlenip boyunlar büküldü
Göz göze bakışmak yalan oldu
Maziyle gelecek kavgaya girdi
Kaz Dağları bitti, siyanür geldi
Altın hırsı paragöz akılları çeldi
Sarıp sarmalayan o kara yeldi
Dereler kurudu, su bir az oldu.
İliç’in dağları kaydı aşağı
Ağzınla kuş tutsan, göğe uçsan da
Bereket olup yere yağsan da
Güneş olup her gün doğsan da
Doymaz insanı memnun edemezsin.
Bal döküp yollara, güller sersen de
İnce bir kâğıda ömrünü sardın
Dumanın içinde hayale vardın
Kendi sıhhatini ucuza kırdın
O sinsi dumanlar ciğeri yakar.
Paranla aldığın zehir bak biter
Karşı mahallede güneş doğuyor
ışığını her bir yana yayıyor
Tarlaların bereketle doluyor
Emekle yoğrulur canım Köşektaş
Alâddin’in Çeşmesi’nden su içtik
Aynı dam altında yabancı herkes
Sanki bir mezarda tükenir nefes
Gönülden gönüle verilmez bir ses
Sükûtun çivisi kalplere vurdu.
Asansör daracık, başlar hep yerde
Elmalığın yolu ince
Huzur dolar girince
Ağaçlar selam verir sevince
Yeşil dalım Köşektaş
Kızarır elması dalda
Elmalık’ta mangal tüterdi yazın
Tadı damağımda o eski hazzın
Sitemi yükselir bu dertli sazın
Gurbette dinmeyen sızım var benim
Dumanı sarardı yeşil bağları
Otuz yıl ter döktüm vatan yolunda
Kazma da salladım kürek kolunda
Para pul kalmadı işin sonunda
Ay sonu gelmesi bize dar oldu
Maaş günü güya cüzdan sevindi




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!