Çarşamba gelince yollar canlanır,
Köşektaş’ın dolmuşu yola dayanır.
Kimi peynir alacaktır, kimi sebze,
Hacıbektaş çarşısı bereketlenir.
Aman Çarşamba, bereketli pazar,
Dokuz ay karnında beni taşıdın
Geceleri uyumadın benimle yaşadın
Ağlasam ağladın, sızlasam sızladın
Hakkın ödenmez hiç canım anam
Yırtık pabuç giydin, beni okuttun
Traktör paslandı yerinden kalkmaz
Mazotun ibresi yüzüme bakmaz
Kurudu dereler sular hiç akmaz
Hali nolacak garip köylünün?
Gübre pahalandı tarlalar bomboş
Toz toprak saha
Çıkmazdık bir daha
Gerek yok şaha
Top peşinde koştuk
Taştan kale kurduk
Temmuzun sıcağı tepeden bakar
Alından terimiz tarlaya akar
Ekinler sararmış, mis gibi kokar
Bereket vaktidir bizim buralar
Tırpanın sesiyle uyanır sağlar
Dün sövdüğü dündür, bugünse başka
Uymadı duruşu sevdasına aşka
Menzili unutup kıvırdı ak köşke
Adamlığın ufkunda vicdanlar yanar.
Kürsüler sarsılıp nifak saçınca
Karanlık dünyaya bir ışık saçan
Cehalet bağında gülleri açan
İlim deryasına kanatla uçan
Sensin kalem tutan elim öğretmen.
Sabırla yoğurdun her bir heceyi
Aynaya bakınca yüzüm buruştu
Tepede kıtlık var, saçlar sıvıştı
Kalan üç beş tel de ele savuştu
Kafanın tepesi bir kabak oldu.
Eskiden sırmaydı, ipekten teldi
Hatır gönül bilmez yola girilmiş
Eski töre sanki yere serilmiş
Alçak olan baş köşeye kurulmuş
Zulmün karanlık çağına vardık.
Oğul duymaz olmuş baba sesini
Doktor teşhis koydu, dünyam yıkıldı,
Gözlerimin ferine sinsi bir yaş takıldı
Gönül sarayımıza kara kilit çakıldı
Vade dolduğunda kervan gider.
Ameliyat dediler, sızılar girdi canıma




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!