Güz gelince damın derdi sökün eder
Çorak toprağıyla tüm çileler gider
Yuvak taşı gezer, sıkışır o keder
Evin tavanına bir derman oldu.
Gaz lambası hazır, fitili de deste
Gelincik al olmuş, papatya da beyaz
Kış gününde dışarıda bir ayaz
Elli yıl geriden maziye bir niyaz
Gönülde sızlayan ince bir iz kaldı.
Bir haber duyulsa şafak sökmeden
Daha gün ışığı bıle yere çökmeden
Hiç kimse gözüne uyku ekmeden
O gizli sırlar hep dile düştü.
Sen ağzını açsan kuytu bir yerde
Tozlu yollarımız
Çelik çomağımız
Kısa şalvarımız
Dün gibi aklımda
Bilyeler dizilir
Çeşme başında halı yıkardın
Soğuk sular akardı yokuştan
Sanki güneş gibi bana bakardın
Bir sevda geçerdi o gün Köşektaş’tan
Bir evin önünde kurulurdu düğün
Köyden şehre göçüldü adetler değişti
Düğünler daraldı, niyetler değişti
Altınlar saçıldı, kıymetler değişti
Gönül birliği bak pür-keder oldu.
Binlerce lirayı saçarlar yere
Dört duvar dışına çıktı bu okul
Aydınlık yoluna girdi her bir kul
Bilgiyle yoğruldu o sarsılmaz yol
Bozkırın ufkunda yanan bir destan.
Çifteler, Pazar ve Hasanoğlan‘ı
Gıcırdayan kapıdan içeri girince
Gönül bir hoş olur eşiğe erince
Dostun cemalini orada görünce
Kederler bulut gibi geçer
Kestane pişerken sobanın üstünde
Mevla lütfeyledi, bağrına düştüm
Hasretin narıyla yandım da piştim
Seni görmek için dağları aştım
Köyüm sana doyamadım bir türlü.
Leylekler konaklar göllü pınarda
Rüzgar eser hırkam uçar savrulur
Dertli başım yollarda hep kavrulur
Sırrım topraklarda pişer yoğrulur
Dilim lal olmuş benim.
İtlerle dertleşip gece yatarım




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!