Açılır sessizce gümüş bir liman
Mürekkep denizi deryaya döner
İçinde kaybolur geçip giden an
Gönlümün ateşi sende mi söner?
Her bir harf can bulur, titrer heceler
Uzak şehirlerde sabah erken iner,
Aynı hasret düşer her pencereye.
Takvimler sayılır, günler birikir,
Bir yol çağırır içten içe: Köşektaş’a.
Fransa’dan, Almanya’dan yola düşenler
Hukuk sizlere ömür, düzen bozuldu
Zalimin defteri kapkara yazıldı
Mazlumun mezarı diri kazıldı
Vatanın bağrında yaramız yanar.
Bebek katiline yollar açılır
Eskiden köyümüz bir vücut gibi
Herkesin dertleri bir kâğıt gibi
Siyaset gelince, her yan zıt gibi
Gönül sarayları bir viran oldu.
Parti kapısına postu serenler
Bulutlar çekildi, yağmur küsülü
Toprağın bağrında dertler asılı
Bozkırın rengi bak, sarı nesili
Köşektaş çölleşen bir diyar oldu.
Musluklar tıslıyor, güğümler bomboş
Tarlayı, tapanı bir bir sattılar
Şehre inip modern hayat tattılar
Köydeki ocağı taşa çattılar
Betonun içinde Bey oldu bizimki.
Satılmış idi adı, Serkan eylemiş
Helal ile haram bir kaba daldı
Gerçek söylenince her yan bir haldı
Vefasız olanlar muradın aldı
İnsanlık bağında gül soldu şimdi.
Zalim olan her gün yara dolanır
Güneş yine aynı yerden doğuyor
Fakat içimi derin hüzün boğuyor
Köyüm her geçen gün sessizce eriyor
Eski sabahların hiç tadı kalmamış
Gönül soframızda bir adı kalmamış
Şafak sökerken tüter tandırın dumanı
Anaların ellerinden pişer köy ekmeği
Dumanı dağılır, kokusu sarar Köşektaş'ı...
Diz çöküp başına tandırın önünde
Kerme yakılır o kışın gününde
Vakit eski zaman, yol iz bilmez...
Bir kervan yürür bozkırın bağrında...
Bir ah işitilir, bir dua yükselir göğe...
Ve koca kervan, taş olup kalır sessizce...
Eski bir masaldır, dilden dökülür




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!