İnsan ne zaman öksüz olur biliyor musun?
Bir mezarın başında değil…
Birinin içinden silindiği gün olur.
Anne gider, iç yanar…
Baba gider, omuz çöker…
Evlat gider, dünya susar…
Ama insan yine yaşar… bir şekilde yaşar.
Asıl öksüzlük,
Yaşarken yok sayılmaktır.
Birinin gözlerinin içine bakıp
Kendini görememektir…
Adını söylediğinde
Eskisi gibi yankı bulamamaktır.
Bir zamanlar “canım” diyenin,
Sana yabancı gibi susmasıdır.
İşte o an…
Kalbin ilk defa kimsesiz kalır.
Sevda dedikleri şey var ya…
Masum bir yalan aslında.
İnsan inanır, bağlanır, kök salar…
Sonra bir gün sökülür,
Toprağıyla birlikte parçalanır.
Dostluk mu?
En ağır imtihandır insanın.
Çünkü düşmanın vurduğu yer kanatır,
Ama dostun bıraktığı yer çürür.
İnsan sevdiğinden ayrılınca
Sadece yalnız kalmaz…
Kendi içinden de düşer.
Birlikte güldüğün yerler yetim kalır,
Anılar sahipsiz sokaklar gibi
Üşür…
Ve kimse dönüp bakmaz.
Öksüzlük;
Birinin ölmesi değil sadece…
Birinin seni yaşarken terk etmesidir.
Mesela bir sabah uyanırsın,
Her şey yerli yerindedir…
Ama sen eksiksindir.
Çünkü birinin yokluğu
Eşyaları değil,
Seni azaltır.
Kimsesizlik dediğin şey
Kapının çalmaması değil…
Artık kimseyi beklememektir.
Kimliksizlik ise daha ağır…
Aynaya bakıp
“Kimsin sen?” diye sormaktır.
Ve cevap gelmez.
İnsan bazen anne babası varken de öksüzdür,
Evladı varken de eksik…
Çünkü bazı boşluklar
Kan bağıyla dolmaz.
Sevda gider…
Dostluk biter…
İnanç kırılır…
Ve insan anlar:
En derin öksüzlük,
Kalbinin içinde tek başına kalmaktır.
Sessiz…
Sahipsiz…
Ve geri dönüşü olmayan bir yalnızlıkta…
Kayıt Tarihi : 28.03.2026 00:35:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!