O tren uğultusu içimde hala
Bir şarkı gibi değil artık—bir sessizlik
Geçip giden her vagon, bir anı
İçinden geçmediğim şehirler kadar eksik
Raif Efendi’nin suskunluğunda buldum kendimi
Bir cümleye sığmayan ama anlatılmaya da kıyılamayan
Kalk ayağa, susma artık
Pas kokan atölyelerde yankılanan sessizlik yeter!
Toprak seninse
Neden kuru yaprak gibi savrulursun rüzgârda?
Demiri döven sen değil miydin
Çekicin her darbesiyle haykıran bir öfkeydin sen
Özgürlük, rüzgârın teni okşadığı an
Bir kuşun göğe değdiği yerde başlar
Ne zincir tanır ne duvar tanır
Bir hayalin içine saklanır bazen
Yalınayak yürümektir ıssız bir yolda
Gözlerinde sonsuz ufuklar taşımak
Her geçen dakika
Hatıra oldu benliğinde
Bugünde
dünü özledi...
İnsan
Direnmek dedin ya!
Ben onu bir dağın sabrı gibi düşündüm
rüzgârın yorulup sustuğu yerde duran...
Herkes gider bazen
her şey eksilir
adın bile yabancı gelir kendine
Karanlık sokaklarda
paslı bir yalnızlıkla yürüyorum.
Avuçlarımda, kırık dökük bir gece.
Ardı ardına sarıya çalan ışıklar.
Geceye kaldırıyorum kadehimi.
İçtikçe anlıyorum
kaçmak istiyorum
kendimden.
gözlerimin bilmediği
bir yolda yürüyerek.
sırtımda
kendi sesimin yankısı.
bir hal vardı gözlerinde
tarifi müşkil olan
sanki tebessümün hicranla perdeliydi
ve kelimelerin…
artık sükût ile ahbaptı.
Bir dağın tepesinde esen rüzgâr gibiyim
adımı hiçbir duvar tutamaz
Tenimde değil, düşüncemde saklı zincirler
çözülmezse kelimelerle
kanar sonsuzca...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!