Adam oldum gittim
Dağ oldu dayanamadı efkâra
Adam durdu durdu da
Dikildi kaldı ötede
Baktı bana
Ağladı hani adam olmuştu
Gidiyordun
Ben ise arkana bir kere dönüp
Bana doğru koşmanı…
Hiç bu kadar asılı kalmadı ellerim hava da
Ve hiç bu kadar gözlerim dalmamıştı
Her adımda küçülüp giden vuslata…
Soğuk bir gecede
Ve dengesi olmayan sandalyede
Beklenen sabahın hatırına
Mumların sönmek için ısrar ettiği
İnatla yarıştığı
Rüzgâr alıyordu bir yerden hücrem
Beni anlamak…/…Beni bende yaşamak
Bulutlara el sürmek gibidir…
Çılgın sever./ ölür ruh bedelsizce
Ne var ki./ biraz da olsa hissetmek ister
Çocuk belki de./ halen
Ağlamayı bir o kadar çok sever.../
Zaman yoğururda kavurur
fırına sürülmek üzere hazır olan
hamur misali
gönülü...
Defne yaprağı tadında olsun ne varsa
bize kalan
Yaslarsın şakağına
İki elini yumruk yapıp
Gözleri sorma çok karanlık
Basiretini bağlar gibi…
Güneşi gördüğün halde
Tiktakların da saatin
kaybolmuş zaman
kırılmamış kemik
kalmayacak kadar
parçalanır eklemlerinde
ağrılar, sızılar
Cümleler istiyordun benden,
Beni anlatan kısaca...
Dünya da,
Keşfedilecek bir kara parçası değilim.
Ne gerek var,
Kendini tanımlamak için cümleler kurmaya...
Bir tutam tohum ile yüzlerce çiçek doğar
Binlerce tohum doğururdu bahçemde,
açmaz oldu...
Yürürken adım adım yaşlanmaya,
adımlarım hızlanmasa da
yüzümde kırışıklar doldu...
ayak tırnakları çekilmiş bir mahkum gibi
acı çekerken yokluğunun verandasında
bir çığlık, bir acıdır çınlıyor kulaklarım
en mayhoş sesinin yokluğu...
ey sevgilim




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!