Yeryüzünün acılarını koysam yüreğine,
Cam bardakların sesi incelir bir akşam vakti.
Masanın kenarında duran ekmek kırıntıları,
kimsesiz sofraları çizer.
Bir pencere, yıllardır aynı sokağı seyretmekten eskir.
Çiviler, duvarlardan düşün çerçeveleri unutmaz.
Sen misin o aynamdaki alık?
Yaşıyormuş güya,
Ne büyük saflık
Susma korkup da!
Dökül artık içindekileri!
Aynaya bakıp da gördüklerini
Zemheri ayazında açtım gözlerimi,
Yaşamaya vakit yok!
Yüreğinin dehlizlerine koştum, aradım,
Senden haber yok
Kaldırımlardan geçtim ağır aksak adımlarla
Sokak lambaları kısmış ışıklarını acıya meylediyor
Kalbimde bir dağ ateşi, yüreğim yangın yeri,
Hangi kopuk bir ezginin çığlığıdır senin gözlerin…
Gecenin en kör noktasında çarpar yüzüme yalnızlığın,
Titreyen bir mendil gibi sarkar kaderimin ucundan adın.
Nefesimden düşer bir kuş, kanadı kırık bir veda gibi,
Sanki göğsümde susan değil, sessizliğin kendisi ağlar şimdi.
Yürek yaram tuttu anne…
Meğer insanın içi böyle sessiz kanarmış, şimdi anladım.
Bir çığlık var içimde ama sesi yok,
Bir yangın var, dumanı bile görünmüyor…
Neymiş çaresizlik dedin ya…
Zemheri’de sevdim seni, ayazdı tüm cümleler,
Yüreğinin kıyısından yansıyan kelimelerdi alın yazım,
Nefesim buğulanırken adını söyledim gecelere,
Bir kışın ortasında yazgıma düşen tek ateştin, sustum, üşüdüm, yine sevdim.
Kar, omuzlarıma çöken bir suskunluktu,
Zeze, uzatsam yüreğimi yamacına, karanlıktan korurmusun beni
karanlıktan çok ürküyorum Zeze,
bir düş, bir aydınlık gelsin istiyorum dünyaya,
Zeze sarar mısın acılarımı,
cemre gibi düşer misin toprağıma, kök verir misin kuruyan gözyaşlarıma,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!