Dünya…
Eskiden bu kadar ağır değildi sanki…
Eskiden insanın içi bu kadar üşümezdi.
Eskiden bir gülüş, bir selam, bir “nasılsın?” bile insana nefes olurdu.
Ama şimdi…
Sanki her şey değişti.
Karanlık bir yoldayım, dört bir yanım mahşer
Hezeyanlarımdan çıkamıyor, boğuluyorum
Hayat ne çabuk yordun beni!
Oysa yüreğimin yarasına merhem olurdu gözlerin
Sen benden gittin ye ben hala kendime gelemedim
Naçar kalbimi nereye koyacağımı bilemedim
Bir duvar içinde kaybolmuşum, bedenimin üzerine dökülmüş betonlardan sesim duyulmuyor kimse yok mu diye bağırıyorum
kulaklarımda çınlayan yalnızlığın paslı çivileriyle,
adımı unutan sokaklar üstüme kapanıyor bir bir,
göğsümde büyüyen karanlık, bir moloz yığını gibi nefesimi eziyor;
ben hayata değil, hayat bana sırtını dönmüş sanki,
ellerim göğe uzanıyor ama gök de yıkılmış,
Ölüm kol geziyor kalbimin sığdıramadığı,
sesimin ulaşamadığı yamaçlarında,
korkamadım ki boynumu yutan sulardan geçerken
ve kıyamete dönüştüğünde rüzgâr;
çünkü ben en büyük felaketi,
annemin gözlerinde susmayı öğrenirken yaşadım,
FİLİSTİNDE AÇAN ÇİÇEK
Ey dünya, gözlerin kör mü, kulakların sağır mı?
Çocuklar toprağa düşerken,
Senin meydanlarında şarkılar mı çalıyor hâlâ?
Ey yüreği hâlâ atan insanlık,
Ey uzak coğrafyaların saklı vicdanı…
Bu satırlar bir kâğıt değil,
Küller içinde kalmış bir kalbin nefesidir
Her kelimesi bir yaradır,
Her noktası bir mezar taşının gölgesi
Baba, sen gittikten sonra dünya sanki ağır bir kapı gibi kapandı yüzüme,
sokaklar aynı sokaklar ama yürüdüğüm yolların sesi değişti,
çünkü insan bazen bir gölgenin eksikliğini bile yıllarca hissedermiş
ve ben her akşam eve dönerken fark ediyorum ki
bir ev, içinde babanın nefesi yoksa yalnızca duvarlardan ibaretmiş.
Gitme, sen gidersen karanlık kalır yüreğim bu şehirde,
Sen gidersen damarlarımda kurumuş bir serum suyuna dönüşür hayat,
Gitme, üşürüm, bir yanım solgun bir papatyaya dönüşür.
Gitme…
Bu sokaklar adımı bilmez olur,
Göğe asılmış bir dua gibi dalgalanıyorsun ey bayrak!
Her kıvrımında şehitlerin suskun çığlığı,
Her rüzgârında anaların gözyaşıyla yoğrulmuş bir ağıt saklı,
Ben seni sadece bir bez sanmadım, ben seni bir milletin kalbi bildim,
Koparsa dünya dağılır sandım.
bir sabah anne
acılarla yoğrulmuş bir guguk kuşu konarsa dalıma,
uçurumlardan süzülüp açacağım kanatlarımı,
biriken gözyaşlarımı sunacağım sana,
öpüp koklar mısın anne o zaman yaralarımı,
yeniden umudu başlatır mısın acılarımda...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!