nasıl bulanıklaştığını bilmezdim
şarabî uğurlardım ağaçların güneşe kırgınlığını
uğultulu ve uyuşuk
durgun sularda
kaderlerine ve kederlerine boyun eğince yapraklar
susuk
salı pazarından aldım samimiyetimi
çiçek dalında güzel ellerim var ya
karanlık bir avludur yol ayrımı
çoğul yalnızlıkların iskelesinde
upupzun bir kabustan uyanınca gördüğüm tek gerçektin
göz çukurlarımda can çekişirken imbatlar
yıkımların sancısı önemsiz bir alıntıdır artık
kör karanlığıma alıştım unuttum aydınlığını
yorumlar yorgunuysa güz çizgimiz
gergin anımsayışlarla iner defterime akşam
kumrular son demindedir
ve bulutlar gençlik şarkılarıyla koyulaşırken
can hıraş sarardığımı anlamazsın
kar tokluğunda üşümelerimi
günün ucunda su tomurcuğu
gözlerimin alabildiğinde
kısa bir külleşmişliği acılarımın
kirpiklerime dokununca imkansızlık
karardığı gelirdi denizin
dışarıdan korkunca içerisi
kahkahası nasılsa ortasından kesik
adımları her yöne yarım
bakışları ancak kirpiklerinin ucuna kadar
suçsuzluğuyla suçlu
şarkısını bir kendi dinledi
ve tek kendine söyledi
ağustostu
unutulmuştum
anımsanmak için sevince
kırılgan bir güle
gömüldüm...
kimi şose kimi ışıksız karanlık
yoksunluğumu yüzüme vurmayan
yağmurla ıslak güneşle aydınlık
akşamları bastığım yeri görmüyorum
bu yağmurlar beni durduramıyacak
her yanım alev her şeyim yanık
küsmüşüm zamana sarı bir bahar pijaması üstümde
ölüm son bir abilik yapsa der güler köprüler yüzüme
köprüler ki karşılıksız severler benim gibi yaşayışını
neyi saklar içine attığın şarkı ağlamasız çocuk ürperişi
gözlerim gölet olur senin rahat balıklarına rengarenk
bulutlarda mayıs kampanası kalbim rezalete alışkın
koştuğum bu susuzluğu anımsayamıyorun
bir adım sonrasında bile acılarımın
yaşlanır zaman
sevgim dışında her şey
ağustos parkları kadar mütevazi ölmeliyim




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.