aramızdaki sır yakışır en çok yanlış iklimlere
göçmen kuşların sesiyle taşıdım seni hep bir yerden bir yere
kiralık cevaplarla yitirdik birbirimizi başka diyarlarda
sorusuzluksa ev sahibi ölümün ölüm de bambaşka
ölümün ev sahibidir sorusuzluk
ille de akşam akşam
bu ne demdir
akşamcı yıldızlara hazır
içimden geçirdiğim o şarkı
ışıkların derdinde
ve ben göz kırptığım bu son acıyla
yürüyorum yabancı bir kaldırımda...
sıradan bir eskimek değildi
apartmanların kente tepeden bakmaları
aklımda yorgun çekirdek gözlerinin yumuşaklığı
hayatı üzerime yorgan yapıyorum
kuru sıkı ölmek yakışmaz hiçbir şaire
kedere benzer kırıklar olur da içimde
yağmura saklandığımız o deniz kıyısında
köpüklü sular taşar gözlerimden
özlemiyle tutuştuğumuz
yaprakları yastığımıza bulaşmış ikindide...
ne ömrüm şikayetçi senin senleşmenden
ne ben sitemkarım
evim adresim yok
yanım yörem
saçlarına içtenlikle bağlıyım
budur tek bakmaya devam etmek kararım
bakan değil böyle gözlerim
yapraklar değil böyle hışırdayan
anla bu sensin işte…
kısalan günlerle gelen korkunç korku
ayrılıkların en candan konağı
üçümüzdük
evde
şirin mi şirin bir oda
o oyun oynuyor
sen dizi izliyorsun
şehir sapsarı kimsesiz
ağaçlar söz dinlemez seni görünce
rüzgarla oynaşmak görevini saçların yüklenir
içime çektiğim havayla kirlenir sanki dünyam
isterim içimde kokun kalsın
dokunduğun herşeye ben de dokunmak istiyorum
ağaçlar da tanık değilse birlikte yürüdüğümüze
aramızda hiçbir dağınıklık kalmamış demektir
ben saimiyim herşeyi söylemiş olmakla
her artım her adımım bir ömür değerindendir bundan sonrası
etkilendiğim bir içten gelen bir türkü salınmasıydın
gökyüzü gerçekten temmuz mavisiydi öğlen saat on iki




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.