saçlarının tellerinde asi bir kuş gibiydi parmaklarım
seni değil de insanlığını öperdim yahu şu emekçiliğini
evin içinde farklı odalarda sessizliği kullanarak kırıştırdığımız
hayat bitecek mi ki bir gün sorusu…ya birlikte seyreyleyip kuşkuluca
kentle söyleştiğimiz o gri yağmur…o da mı bitecek…şakasız
sokağın oldum da benleşti balkonların bekleyişi
sırra kadem bastı
göz pınarlarından içtiğim hicran ateşleri
yangınlarını içtiğim o yolculukta
dudaklarının al benisiyle güneşini saplamıştın yüreğime
ve artık
kaf dağını aştık
yürünecek yolumuz kalmadı
masallardan devşirdiğimiz
üstelik dudaklarınla vurdun beni
kanıma karıştı sözlerin
öykümüz böylece bitti
gecelikli ağaçlar sızmasız sabaha
çıldırmış kanatları daha çok ufkun kana bulandığı an
herşey bir yana yanıp kül olma hissi
ayrılığa koltuk değneğidir ölüm
kabuslu bir zehirdir sevmek durmamacasına
ölüme güvenerek yaşanmazdı bizim oralarda
kabuslarıma sürgün olunca
hiçbir sonda kalmadı izim
izimi sürebilen hiçkimsem yok çok yalnızım
çamurlaşan yazları sevmezdim bu yüzden
kış olmalıyım kimse göremesin birbirini
yağmurumdan kaçma
sarsın seni damlalarım
acının tarihinde adım
ölüm kadar saçma
paylaştığım ayrılığım
seninle kusursuz
anlarsın gecikmişliğin ölümü beklemek olduğunu
sevda çektiğini unutmadan yaşamak sırasız delirme tutkusu
kaygıların boş olduğunu anlamak gibi rahattır kavuşmayı düşünmek
ayrılık felsefi derinlik içerir sevdiysen eğer
unuttuğun ölümü unutmuşluğumuzu
çocuk gönencidir seni çeken deniz yanılsaması sokulganlığına




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.