bir arpa boyu gördük ölümü emanetsiz terkeyledik bu diyarları
tez duyuldu haberimiz karaydık ak günün hatırına çektik
çektik kör kuyudan çeker gibi çilemizi toz duman dargın ama inançlı
önümüz dağ taş künyemizi ateşinden kazıdık senin yolumuz açık
unuttuk unuttuk geride çoluk çocuk ama saçları güneşten taralı
yanımızda mavzer bağımsızlık küçük asyanın büyük evlatları çiçek çiçek
sen huysuz ağaçlı aydınlığın cazipliği
saçlarını uzak deniz martılarıyla
savururken yüzüme
kırgınım hasretine bile
gözümü hiçbir budaktan sakınmadan
devran sürdüğüme bakma sensiz
evet
asla unutmak yok kitabımızda
biz ki günün ilk ışığından kan içer
bakışlarımızın yelkenine tedirgin nisan rüzgarlarını alanlardanız
biliyorum çocukça
sessizliği...
belki ince narin bir poyraz dalına bakan
telve burukluğunda
kalan benim
her zaman
sen geç kalırsın bilirim
oysa ölüme randevu veremem
bekle diyemem zamana
sen yoksun ölüm ayağa düştü bir daha
sen yoksun işim gücüm yok
sokaklarda ağustos karı
bitmese diyorum bu çarşı pazar
bu kalabalık
eğik duruşluluğu hayat çerçevesinin
zamanın yaralı ortasında
ortalık yerde olur mu deme
acı çektik
avutamadık hiçbir ağustosu
üşüdük
öncesinde aşk yoksa
hiçbir mevsim sonbahar olmamıştır
hiçbir ay eylül
Payımıza Hazan Düştü
uyumadan uyandım bir ala sabah
aklıma akşamdan kalmışsın
birden öleceğimi anımsadım
anladım ki hayatın kendi ömre zarar
akşam bir çöl gibi çöker
yalnızlık düşmanı caddelere
attığım her adımla sevişir hüzün
soluğumun yankısına
yüz çevirirken apartmanlar
hasta ışıklar didikler utancımı




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.