yıllanmış şarabi bir muhtaçlık üzerimde yapışkan
ah ulan sana körolası muhtaçlığım
aslında her aşk
kendi ölüm fermanıma attığım imzamdır çalkantılı ama sade
bırakılmışlık erken ölümlere benzer
can kardeşim soytarı ölüm
bu ardına düştüğümün sonu yok
tek servetim ölüm artık
yüreğim kamaşırken gülüşündeki acıda
ve temmuz denizleri kadar masum bu derinlik
güneşin çaresiz kaldığı korkuların inadına
serin bir sevdanın kanatlarında alıp götürüyor
hep bir başkasının yerine baktım göğe
balkona asılı çamaşırlara konan kelebeğin
onuruyla oynamamak için...
yorulmak istemiyordum aslında yaşamaktan
içimdeki yara kabuğunun altında
kırgınım
dut ağacı boylu
sabah yolculuğuyla
incinik
kırgın gölgemin sesiyle
reddedişinin soğuk nefesiyle
kuşlar da ölürmüş
açmazmış çiçekler
an gelir yokolurmuş gökkuşağı
ve yırtılırmış uçurtma
Resim Altı
seni göremeyeceksem
bari uyanayım ölümlere
dağları gereksiz kılan adımlarım
son bulacaksa yağmur kuşlarını bırakarak…
çalakalem ışıklara kayan aklım
belli ki saçlarından akan aydınlığa koşan nefesime teselli
fasıllar sonrası hüzün bu
kent çıkışı arkada kalan gözümün nuru
kimselerin dinlemediği
sözümün ağırlığısın desem
kanıksadığımız densizlikti o deniz
o hırçın tokadı dalgaların kaderimize
kaderimizdi kadersizlik
geniş bulvarlarıyla nefretimiz vardı
bırakmadığımız maskede
kaçınılmaz bir son sığınaktı bu




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.