Durmaksızın ilerlerken, zamanın sarkacı
Sayacın sahibi belli, zaman ise tek aracı
Meyve verir dallar, örtülü yapraklarla
Göğe yükselir doğanın şahı, hayat ağacı
Bir yıldız düşer miraçtan, çöldeki kuma
Hafif bir rüzgar esiyordu, sen balkondan bakarken
Saçların boşluğa savrulacak gibi oluyordu
Yüreğinden gelen o şimşekler içinde çakarken
Kalbim ikimizin aşkı adına silme doluyordu
Yağmur yağacaktı, biraz sonra hani
Bulutlar taşımıştı hüznümüzü, şehrin üstüne
Dağ gibi yüreğiyle geldi
Dağın eteklerine
Kuşandı malzemelerini
Kovboy edasıyla
Dağcı
Adresimi vermeme gerek yok aslında
Sokağı bul yeter
Sıvasız, cumbalı bir pencere
El lekeli kapıları
Örümcek ağı kaplı camları
Yüreğimin sığacağı bir ev
Dağların bağrında gizli sevdalar
O bilir, yokuşlarında buluşmaları
Kaya diplerindeki öpüşmeleri
Dillerin şuursuzca sürtünmelerini
Çayırlarında yuvarlanan aşıkları
Ve mis gibi kokan bahar yellerini
Ufkun çizgisinden çıkar gelir, dalgalar
Buse kondurur sahilin kumsalına
Çırpınırken çılgınlaşır aniden
Kahve köpüğünü anımsatır
Zor durulur dalgalar
Terlemiş kısraklar gibi
Tığın kıvrak büyüsü
Oyanın renkli dürtüsü
Ve o dantelin ahenkli öyküsü
Ve de nihayetinde
Aşkın sessiz gürültüsü
Tutankamon
Büyük bir sırla gizlenmişti
Piramidin gül kokulu odasına
Ve laneti bırakmıştı; başına
Nöbetçi olarak
Yaşamışken aşkın ilkbaharlarını
Sen, çiçek açmıştın dalında
Ve o çiçeği, barındıran dal bendim
Genizlere yayılırken, baharın kokusu
Floral ikliminde gezerken, kendim
Aşkın yıldırımlarıyla güçlenerek
Bavulunu hazırlayışını
Kapıdan çıkıp, gidişini
El sallamadan
Boynuma dolanmadan
Ve arkana bakmadan
Gidişini hatırlıyorum




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!