İsmet Barlıoğlu Şiirleri - Şair İsmet Ba ...

İsmet Barlıoğlu

İlk Açılış

Astronomi Öğretmeni, karatahta üzerindeki beyaz tebeşirli çizgilerle anlattığı dersin birinci bçlümünü bitirince, ellerini kürsünün üzerine dayayıp öne doğru eğildi:
- Bundan sonraki derste konumuzun ikinci bölümünü gözden geçireceğiz. Zilin çalmasına dokuz-on dakika var. Ben bu süreyi konunun anlaşılamamış bölümlerini anlaşılabilecek hale getirmek için kullanmak istiyorum. O nedenle de hemen soruyorum: Anlattığım bölümü veya bu bölümün herhangi bir alt bölümünü yahut alt bölümün herhangi bir noktasını anlamayan kaldı mı?
Sınıftan çıt çıkmadı. Öğretmen sert bakışlarını öğrenciler üzerinde şöyle bir gezdirdi ve sonra alışılagelmiş sertliğiyle söylendi:
- Soru sorulmadığına göre; konu öğrenilmiştir. Yani sen? .. Bana kalırsa; konuyu anladın. Sen? .. Sen? .. Sen? .. Anladın… Tümünüz anladınız…

Devamını Oku
İsmet Barlıoğlu

Uçağa İlk Biniş

Belirtiler bir ay önceden kendilerini göstermeye başlamışlardı.
Heyecanlar ve korkular Hikmet Baba ‘ya karşı tam bir elbirliği içindeydiler. Geçmişinde bir tek uçağın bile yanona-yakınına gitmemişti. Uçak konusundaki tüm bilgisi, filmlerden ve kitaplardan öğrenebildiği şeylerden ibaretti. Gerçekte, korkularının bu yarım-yamalak bilgilerinden kaynaklandığını da pek sanmıyordu. Kaynak belki derinlerde, çok derinlerde, ta çocukluk algılarındaydı. Zira; Hikmet Baba, içindeki uçağa binme korkusunun bir yükseklik korkusundan ileri geldiğini düşünüyordu. Yüksek yapılara çıktığında; yerlerin, dağlara tırmandığında; uçurumların, denize gittiğinde de; enginlerin kendisine gel gel ettiğini deneyimleriyle öğrenmişti. Korkuyu altetmenin tek yolunun, onun üstüne üstüne gitmekten geçtiğini biliyordu. Van Kalesi ‘ne, Bitlis Kalesi ‘ne, Kars Kalesi ‘ne, Şeytan Kalesi ‘ne, Ferhat ‘la Şirin Kalesi ‘ne hep bu korkunun üstüne üstüne gitmek için birçok kereler tırmanmaya çalışmışsa da, her keresinde kale bedenlerinden geri dönmek zorunda kalmıştı.
Düşüncesi bile insanın yüreğine keskin bir neşter gibi saplanan zor bir ameliyatı beklemenin kaygıları içindeydi.
Oturduğu yerde kendisini alabildiğine yükseklere çıkmış buluyor, içinin havalandığını sanıyor, tedirginlikten eli-ayağı titriyor, ivedilikle kendine gelmeye uğraşarak güvenli bir yerde bulunmanın kurtarıcılığına sığınmaya çalışıp duruyordu.

Devamını Oku
İsmet Barlıoğlu

Bir Ermişe İlk Hayır

Telefondaki ses ciddiydi:
- Baba… Diyordu. Ben Başkomiser Selim. İki elin kanda, iki ayağın bir pabuçta da olsa biryerlere ayrılma. Geliyoruz. Yardımını gerektiren bir iş peşindeyiz.
Hikmet Baba telefonu kapatıp önündeki yazıya birkaç sözcük daha ekledikten sonra başyazısını gözden geçirmeye koyuldu:
“Kişinin kendi noksanını bilmesinin büyük bir erdem olduğu söylenmiştir ve bu doğrudur. Kendisini oluşturan Teşri, İcra ve Kaza kuvvetleriyle yani Yasama, Yürütme ve Yargı güçleriyle birlikte Devlet de bir kişiliktir. Bu kişilin bir gerçek kişilik olmayıp bir tüzelkişilikten ibaret bulunması durumu fazla değiştirmemektedir. Bu açıdan bakıldığında; Devlet ‘in de kendi noksanlarını bilmesi erdem gereğidir. Onun bugünkü noksanlığı bazı ekonomik yanlışlıklara düşmüş olmasından kaynaklanmaktadır. Bu yanlışlıklar yavaş yavaş ekonomiyi sarsmaya ve uygulanan ekonomik politikanın da sanıldığı kadar doğru olmadığını ortaya koymaya başlamıştır. Bir yumurtanın 50 kuruşa, bir kilo kurufasulyenin 7.5 liraya, bir kilo pastırmanın 20 liraya, bir batman yani sekiz kilo patatesin 4.5 liraya çıkmasının altında hep bu yanlış ekonomik politikalar yatmaktadır. Piyasadaki yani emisyondaki para hacmi 50 milyar lirayı bulmuş ve halk 500 liralık para kupürlerini bile kullanmak zorunda kalmıştır. Ülkedeki enflasyon, sadece petrolün varilinin 2.74 dolardan bir yıl içinde 11.65 dolara çıkmasına değil, kendine özgü başka nedenlere de dayanmaktadır. Bunların başında; bütçe açıklarının açık finansmanla kapatılması, İktisadi Devlet Teşekkülleri ‘nin yani Ekonomik Kamı Kuruluşları ‘nın içine düştükleri zararların Merkez Bankası kaynaklarıyla giderilmesi, tarımsal ürünlerin yüksek tutulması gelmektedir. Bu nedenle, bugünkü bir aylık ücretle ancak bir öğün yemek yiyebileceğimiz günlere doğru pupayelken gitmekte olduğumuzu söyleyebiliriz…”

Devamını Oku
İsmet Barlıoğlu

İlk Hakkını Arayış

Banka yine mudi saldırısına uğramıştı.
Mudiler kadınlardan, erkeklerden, gençlerden, yaşlılardan ve çocuklardan oluşan çekirge sürüleri gibiydiler. Sabahtan akşama kadar kara bulutlar halinde akın ediyorlardı.
Bir vezneci, veznesinin önüne üşüşen kızlı-oğlanlı bir çocuk kalabalığının kumbaralarını açıyor, içindeki bozuk paraları bankoya döküyor, onlara, miktarlarına göre ayırttırıp kulelettiriyor, kuleleri eline birer birer alıp bir metal şelalesi halinde obir avucuna şırıl şırıl boşaltıyor, alışageldiği bir el becerisiyle hesaplıyor, uzatılan banka defterine yazıp yetkililerin imzalarına gönderiyordu.
Gelen ve Giden Havale Servisleri ‘nin bankolarına dayanan müşteri kuyrukları salonun içinde bir-iki kıvrım yaptıktan sonra kapıdan sokağa uzanmaktaydı.

Devamını Oku
İsmet Barlıoğlu

Eksiği İlk Gideriş

Ana, dört kalın bacaklı hantal bir tahta masanın üstüne yerleştirdiği teknede çamaşır yıkıyordu. Elleri, sıvalı kollarına kadar çivitli sular içindeydi. Ağarmaya yüz tutmuş saçlarının bir bölüğü terden sırılsıklam olup alnına yapışmıştı. Masanın alçacık oluşu yüzünden sırtı kambur kamburdu. Bedeninin tüm gücü incecik parmaklarının uçlarından akıp kirli sulara karışmak üzereydi. Bulunduğu yerden kendisine seslenirken başını geri çevirmeye bile gerek görmemişti:
- Hikmet… Oğul, evde yemek pişirmek için bile bir damlacık su yok. Bana pınardan iki kova su getiriversen diyorum. Bırak artık roman-moman okumayı yavrum. Nerdeyse Beyba ‘an kapıdan girer şimdi. Ders kitaplarının içine roman saklayıp okuduğunu bir görürse; inan ki kıyametleri koparır başımıza.
Hikmet Dede, biyoloji kitabının arasına saklayarak okumakta olduğu romandan ayırdığı bakışlarını Ana ‘ya çevirdi. Ak-pak olmuş saçlarını, uzun bembeyaz sakalını sağ elinin parmaklarıyla hafiften tarayarak yanıt vermeksizin kadını incelemeye koyuldu. Zavallı Ana ‘sı, kendisinden 30-35 yaş daha genç olduğu halde, ondan daha yaşlı, daha yıpranmış, daha tükenmiş, daha güçsüz ve daha umarsız görünmekteydi. Başörtüsünün önünden görünen kara kara saçlarına yeni yeni aklar düşmeye başlamıştı. Yorgun yüzünde bir-iki körpe kırışıklığın filizleri vardı.
- Haydi oğul. İki kova su getiriver pınardan.

Devamını Oku
İsmet Barlıoğlu

Söyle bana, Hatem Dede…
Şöyle bir göz gezdirerek
elime-avucuma.
Yol-mol var mı avuçlarımda, ulaşıp ulaşıp yare giden?
Kabarmış mı yüreğim ayın yüzü kadar?
Neler neler geçmiş başımdan

Devamını Oku
İsmet Barlıoğlu

Neden yine karabulutlar sarmış gibi çevremi,
Neden bütün gemilerim batmış gibi denizde,
Nedir bu güneş altındaki güneşsiz günler,
Hiçbir yere ulaşamayan bu yollar,
Bu hiçbir dışarıya açılamayan kapılar, pencereler,
Nerden çıktı bu habire beni sana çağıran

Devamını Oku
İsmet Barlıoğlu

Aşkın eseri misin?
Gülşende peri misin?
Bayram şekeri misin?
Gözlerim kamaşıyor.

Salınışın dal gibi,

Devamını Oku
İsmet Barlıoğlu

Bugün de bitirdim yorgun güneşimi denizde,
Bugün de kararttım denizimin maviliklerini,
Salıvererek dünyamı gece ışıklarının altına
Ve çekip alarak hayalimi yanıma,
Oturdum üstüne bir eski sıranın,
Başladım herkeslerden gizli gizli

Devamını Oku
İsmet Barlıoğlu

Bugün Ruzu Hızır yani Hıdırellez
Ve yani Hızır ‘ın, Ellez ‘in günü,
Zaharius ‘a Hızır demişler, Elias ‘ı Ellez etmişler,
Kalkıp davullarla, zurnalarla benimsemişler,
Birbiriyle kanlı-bıçaklı olanlar bile
Bugün barışmışlar,

Devamını Oku