ŞAHMARANLAR
Hikmet BARLIOĞLU
(Roman)
Kayseri: 1 Temmuz 1974
‘Bu kitabımı gelmiş geçmiş ve gelecek geçecek bütün Çalışma Bakanlarına en içten saygılarla armağan ediyorum.”
“‘İnsanların mutsuzlukları buruk birer türküdür. Kimi uzun, kimi kısa.. HB.”
5
‘Zabah günü erken vurur duvara,
Gelin senin gocan neden avara? ’
Sarı saçları toz içindeki genç kadın çok bitkindi. Durumunu kocasına belli etmemek ve daima mutlu görünmek için büyük çaba harcıyordu.
- Kubi. Diyordu. Bu sabah otobüse binmeyelim. Zaten hiç yorgun değilim. Üstelik sana anlatacaklarım var. Saat daha dört. İşimizin adı ne? İstanbul ‘da çoluğumuz-çocuğumuz, anamız-babamız, yakınımız-makınımız mı var bekleyecek? Bir edi, bir büdü. Koskoca bir İstanbul, bir de biz ikimiz.
6
‘Yüzüğümün al kırmızı taşı var,
Hep ellerin yareni var, eşi var,
İkimizin ne gülmedik başı var.’
Başka salon olmadığı için müfettiş yardımcılığı sınavı kurumun lokalinde yapılıyordu. Adaylar, başka zaman çay-kahve servisi yapılan masalara dağılmışlardı. Salonda çok ciddi bir atmosfer vardı. Bilen bildiği, isteyen istediği yere oturamamış, oturanları da sınav denetçileri dağıtmışlardı. Her sınavda olduğu gibi bu sınavda da, yoklamalar, duyurular, gösteriler, uyarılar yapılmış, sonra sınav koşulları herkese eşit uygulanmaya başlamıştı. Sınav denetçileri, denetimlerini görevlerinin gerektirdiği en iyi biçimlerde yapıyor, üzüntü konusu olacak durumların yaratılmasına açık kapı bırakmıyorlardı.
‘Yazan: Prof.Dr. falan oğlu filan. Ha sittir lan. Kimbilir kimden çaldın sen bu kitabı. El-alemim kitabını çat-pat çevir kendi diline, bas üstüne ilaçsız etiketini, sat taksit taksit yoksula, varlıksıza. ‘İlim Çin ‘de olsa git al.’ Beleşten veren olursa tabii. Devlet niye vermiyor öğrencilere bu ilim kitaplarını parasız? Roman değil, hikaye değil. Belli ki; değil. Makro İktisad, Mikro İktisad. Makro Mustafa, mikro Mustafa. İktisad iktisaddır, Mustafa da Mustafa. Ya Mustafa yaaa Mustafa… Mustafa ‘yı geçmek; o biraz zor, sen Hilmi ‘yi bana sor. Acaba şu develer yarınki sınavda nereleri sorar olalar? Arz ile talebi. Başka ne bilir inekler. Arz dediğin şarza benzer, talep dediğin de Haleb ‘e. Niye acaba insanın tohumu insana benzemiyor? ’
- Ateşini müsaade eder misin?
Delikanlı yanmakta olan sigarasını adama uzattı.Adam sigarasını yakıp teşekkürünü edip geçti.
2
‘Mıstık Paşa sarayında kasılır,
Bir ossursa en dik başlar yassılır.’
Müdür Rahmi Bey delikanlının kolundan çıktı. Caddenin sağındaki yeni durmuş otobüsten inerek kendilerine yaklaşan toz-toprak içindeki adamın elini sıktı. Sonra delikanlıya dönüp:
- Bu… Dedi. İşgüvenliği Müfettişi Muzaffer Bey. Adını taşıdığı genel müdürlüğe bağlı olarak bizim Bölge Çalışma Müdürlüğü ‘müze görev yapar. Tabii kendi branşında. Bu da, bize yeni atanan İş Müfettişi Yardımcısı Kubi. Adı Kubilay ama herkes öyle dediği için biz de öyle çağırıyoruz.
‘Kız Serap hoşça kal… Kazara oğlan doğarsan, adını Senbir koy ki; o da bilsin kaçıncı olduğunu. Ondan sonrası nasip artık. Sırayla gidersin Seniki, Senüç diye. Senbeş ‘i geçeyim deme: Gümülersin. Gümülersin ki nasıl gümülersin.’Beş çocuk anasıydı, altıncı üzre vefat eyledi.’ Dedirterekten.’
‘Merhabalar Sar ‘ağa. Muhtarlık seçimleri ne alemde bu yıl? Gene umutlu musun Kayseri İli ‘nin Pınarbaşı İlçesi ‘nin Büyük Komarmut Köyü ‘nün seçmenlerinden? Hayırlısı olsun. Azalt biraz cuvarayı, azalt. Kanser yapar. Doktor beyler diyor. Sonunda, İstanbul Cerrahpaşa ‘da gırtlak kanserinden ölürsün., bak. Demedi deme.’
‘Ohho… Şükür görüştüğümüze bey ‘fendi. Erzincan ‘lı Güzel İdare Müdürü beyimizi görenler hacı oluyor. İyi misiniz? Daireyi güzel güzel idare ediyor musunuz? Ha ‘di bakalım. Gene görüşelim ama. Ben, şu bizim Tabiboğlu Ahmet Bey ‘e bir uğramak niyetindeydim. Hah, kendisi de orada zaten. Komşuyu söyleme, ya kapıdadır, ya bacada. Ha ‘di size uğurlar olsun.’
‘Ya işte böyle, Ahmet Bey. Yok yok, kahve için zahmet etme. ‘Geçerken bir uğrayayım’ dedimdi, o kadar. Dünya sıkıntılarından elimiz olmuyor. İş çok, zaman yok. Bana müsaade. Gene gelmek isterim ama ya olur, ya olmaz. Eğer yarınki sınavı da kazanırsam, biraz zor. Kazanamazsam daha çoook selam-kelam ederiz. Hoşça kal.’
Mezarlık duvarı dibinde geriye el salladı:
6
‘Pembe de hanım ne bakarsın saraydan?
Kötü bizsek ko çıkalım aradan.’
Karanlık geceye solgun aydınlık veren lapa lapa bir kar yağıyordu.
Kar tanelerini riri iri, beyaz tohumlar halinde karanlığa savuran öfkeli bir rüzgar, pencerenin kanatlarına kanatlarına, camlarına camlarına saldırıyordu. Duvardaki çiviye asılı beş numara gaz lambasının alevi, olduğu yerde pırpırlıyor, alçalıyor, yükseliyor, kısılıyor, açılıyor, dibinde bıraktığı karanlığı büyültüp küçültüyor, lambanın soluk ışığını emmeye çalışan uzak duvarlar, koyu maviden kör siyaha dönüşüyordu. Köşedeki üç ayaklı, yuvarlar ve küçük sac sobada ışık yoktu. Yeni binanın soğuk odasında, soba duvarlardan, duvarlar sobadan sıcak dileniyorlardı. Sıcak… Bir parça sıcak… Bir dilim sıcak… Allah rızası için sıcak…
Sevdanı dağlara yükleseler çekemezdi,
Senin sevdanı bir ben çekebilirim inan ki,
Ne acılarımın sızısı yükselir bedenimden,
Ne yürek yangınımın dumanları,
Gömerim içime çığlıklarımı,
Kapatırım avuçlarımı sızılarımın üstüne,
Her nefes alıp verişimde,
Kirpiklerimin her kırpılışında,
Nabzımın her atışında,
Yüreğimin her çarpışında
Türk Ordusu ‘nu görürüm yanıbaşımda,
Her oturup kalkışımda
Yanık bir türkü gibisin dudaklarımda,
Yüreğimden kopan acı bir çığlıksın,
İnildimsin; eloğullarından, elkızlarından sakladığım,
En kutsal acımsın;
Seve seve
Kucakladığım.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!