Demirden dağ olsa dayanamaz senin azaplarına,
Eriyip gider güneş altındaki bir kalıp yağ gibi,
Ne demirliği kalır, ne dağlığı,
Çünkü azapların dağlardan büyük,
Demirlerden ağır,
Azapların yüreğe sağlanan demirden mızrak,
İlk Evden Kaçış
Huzursuzluk beş numara gaz lambası şişesinin kırılmış olmasından kaynaklanmaktaydı.
Hikmet Çocuk ‘un körpe yanağının üstünde beybasının beş parmağının izi vardı ve beyba evin içinde direk direk bağırmaktaydı:
- Ben parayı çaydan mı topluyorum? Bütün bir aile kalmışız bir tek aylığın umuduna. Aklınıza gelebilen-gelmeyen tüm giderlerimiz bunun içinde. Boğazımıza bile zor yetiyor aylık. “Davranışlarınıza birazcık dikkat edin, bana hesapta olmayan yeni bir gider kapısı açmayın.” Diyorsam; hata mı ediyorum, yanlış mı söylüyorum? Ben bugüne kadar ele-güne el-avuç açmadım, veresiyeye asla soyunmadım. Zira; borçtan yemem, aileme de yedirmem. Aylık gelirimiz ne kadarsa; aylık giderimiz de ancak bir o kadar olmalı. Bunun dışında, kendisine sığınabileceğimiz tek olanağımız yok bizim. Kazık kadar adam oldun ve işte ilkokulu bitirmek üzeresin ama hala daha ev içinde top oynamamak gerektiğini dahi bilemiyorsun. Top bu; elbette ki, çarpıp kıracaktır bir şeyleri. Hiç düşündün mü, akşam olunca nasıl yanacak bu lamba? Nasıl aydınlanacak bu ev? Kırman bir yana, bir de kalkıp yalan söylüyorsun “Ben kırmadım.” Diye. İnsanın yanlışını kabullenmesi bu kadar mı zor?
Ana çekingen bir tutumla araya girmeye çalıştı:
İlk Açılış
Astronomi Öğretmeni, karatahta üzerindeki beyaz tebeşirli çizgilerle anlattığı dersin birinci bçlümünü bitirince, ellerini kürsünün üzerine dayayıp öne doğru eğildi:
- Bundan sonraki derste konumuzun ikinci bölümünü gözden geçireceğiz. Zilin çalmasına dokuz-on dakika var. Ben bu süreyi konunun anlaşılamamış bölümlerini anlaşılabilecek hale getirmek için kullanmak istiyorum. O nedenle de hemen soruyorum: Anlattığım bölümü veya bu bölümün herhangi bir alt bölümünü yahut alt bölümün herhangi bir noktasını anlamayan kaldı mı?
Sınıftan çıt çıkmadı. Öğretmen sert bakışlarını öğrenciler üzerinde şöyle bir gezdirdi ve sonra alışılagelmiş sertliğiyle söylendi:
- Soru sorulmadığına göre; konu öğrenilmiştir. Yani sen? .. Bana kalırsa; konuyu anladın. Sen? .. Sen? .. Sen? .. Anladın… Tümünüz anladınız…
Hoş geldin karasevdam…
Hoşgeldiniz çilelerim…
Elemlerim, kederlerim, belalarım, sıkıntılarım…
İki ayağımı bir pabuca sokan açmazlarım…
Yüreğimin kanayan yaraları…
Kemiklerimdeki sızılarım…
Bugün de bitirdim yorgun güneşimi denizde,
Bugün de kararttım denizimin maviliklerini,
Salıvererek dünyamı gece ışıklarının altına
Ve çekip alarak hayalimi yanıma,
Oturdum üstüne bir eski sıranın,
Başladım herkeslerden gizli gizli
Bugün Ruzu Hızır yani Hıdırellez
Ve yani Hızır ‘ın, Ellez ‘in günü,
Zaharius ‘a Hızır demişler, Elias ‘ı Ellez etmişler,
Kalkıp davullarla, zurnalarla benimsemişler,
Birbiriyle kanlı-bıçaklı olanlar bile
Bugün barışmışlar,
Şu devre, devrana bir bak, erenler,
Herkes kuyusunu kazar hışımla.
Alınyazıları Allah 'a mahsus,
Kulsa günahını yazar hışımla.
Her gün başka yöne döner insanlar,
Haddini bil er isen,
Yakına gel kör isen,
Büyük lokma yer isen
Ağzın büyük olmalı.
Edepliysen gir safa,
Gel hamal baba,
Gel kardeşim,
Eğil şöyle önümde taşlara dayayarak ellerini,
Sırtına yükleyeyim şu çile sandığını,
Üstüne bir sandık, bir sandık daha,
Sonra hüzünlerimle dolu şu valiz,
Günaydın çilelerim,
Günaydın ayrılığım,
Özlemlerim,
Nasibim, kaderim, günaydın.
Bakın; yine beraberiz ayni yıkık dam altında,
Siz yine gelmişsiniz ama ben artık yaşlandım,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!