Sen şimdi yaşamak mı diyorsun buna?
İki elim iki taş altında,
Bir pabuca girip kalmış iki ayağım.
Her an uçacak, koşacak
Ve bir şeylere kavuşacak
Gibiyim.
Tepede bir kubbe, yanda kubbeler,
Petekler halinde tüm pencereler,
Camlar binbir renkte güneşi eler,
Bir düştür, masaldır Türk Hamamları.
Kapıdan girince başlar ferahlık;
Sazımız düzenlendi,
Sesimiz ezanlandı,
Çağımız hazanlandı,
Sen dahi gelir misin?
Takıl gel ardımıza,
Seni niçin kuşlardan sorayım?
Rüzgarlardan, bulutlardan, aüaçlardan,
Denizlerden, gemilerden, kumsallardan,
Martılardan niçin sorayım?
Kuşlar ne bilsin senin nerelerde olduğunu?
Rüzgarlar, bulutlar, ağaçlar, denizler,
Yine akşamlara uğradı yolum,
Bu akşamlar, tüllenen mağribi akşamlar değil,
Bu akşamlar sabaha giden akşamlar değil,
Benim akşamlarım bir zalim akşamlar,
Cümle yerlerin mühürlendiği akşamlar,
Benden öte herkesin yaşadığı akşamlar.
Şarap değil, çileler içiyorum kadehte,
Yorgun başım dayalı yıllanmış masalara.
Bir muhteşem sevdadan tek şey kalmadı elde,
Varıp artık dayansın kadehler tasalara.
Hangi duvara baksam gelmişsin, oradasın,
Kanayan kalbimden sıyrılıp gittin,
Yerine taş bastım, oldu sayende.
Küstürüp incitip bırakıp gittin,
Gözlerim yaşlarla doldu sayende.
Oldu karasevdam kalbime ceza,
Razı oldum, baş eğdim
Senin hatırın için.
Yıllarca yol bekledim
Senin hatırın için.
Çile çektim, dertlendim,
Ben martıların martı olduğunu seninle biliyorum,
Kuşların uçtuğunu, denizlerin dalgalandığını,
Mehtabın sularda tatlı tatlı yıkanabildiğini,
Seninle biliyorum yosunların koktuğunu yosun yosun,
Islak taşların parıltısını seninle tanıyorum,
Sensiz ne kadar cahil olduğumu söyleyemem;
Allah ‘ım var, Kitap ‘ım var,
Dinim var, imanım var,
Bedenim, canım, ruhum, gönlüm, sevgim var,
Bir Sen ‘im yok.
Hem de öylesine yok ki;
Ele-avuca düşmüşüm Sen ‘sizlikten,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!