Peşin hükümlü olma,
Hükmetsen; hükmedilir.
Her anında O 'na git,
Bekletsen; bekletilir.
Kötü işe erk etme,
Bir değerbilmeze gönül verdinmi
Bil ki benim gibi beter olursun.
Kalbini elinle kurban ettinmi
Karşında buzdan bir heykel bulursun
Yüreğin kan ağlar inildedikçe,
Nereden bileceksin
karasevdanın ne mene bir hastalık olduğunu,
beni nasıl yerden yere vurduğunu,
nereden bileceksin, başıma yıktığını gökkubbeyi,
gündüzlerimi kararttığını,
zindan ettiğini gecelerimi,
Gelme gelmeyebildiğin kadar elkızı, ellerkızı,
Saklan saklanabildiğince.
Ben seni zifiri karanlıklar içinde de bulabilirim,
Dağda, taşta, ağaçta, kuşta da bulabilirim.
Sanki sen değil misin bu esip geçen bahar rüzgarı,
Sanki sen değil misin bu çisildeyen yağmur,
Sitemiz düzyazı kaydedilmesine şimdilik müsaade etmediğinden, ağabyim Hikmet BARLIOĞLU nun düzyazılarının bazılarını sevgikupu.com sitesi nde yayınlamaktayım.
İlgileniyorsanız bir bakın bakalım...
* Demiştim ama; sonradan site yetkililerinden aldığım bir mesajda düzyazıların da siteye kaydedilebileceği bilgisini aldığımdan ve alıştığım bu siteyi terketmek istemediğimden burada düzyazılara devam etmekteyim.
Hükmet BARLIOĞLU nun hayatından önemli ve gerçek bir bölümün bilgisine ulaşmak ve rahmetlinin düzyazılarını gözlemek isterseniz Şahmaranlar isimli romanına bir göz atmanızi dilerim.
Hatta İlkler Dizisi ne ve daha başkalarına..
İlişmeyin hayallerime…
Bırakın, dolaşıp dursunlar evimde,
Sağımda, solumda, önümde, arkamda, heryanımda,
Gezinsinler şekil değiştiren bulutlar misali,
Sigaramın dumanı gibi yükselip değsinler tavanlara,
Ben ancak onlarla değip dokunabiliyorum
Geçti ömrüm çilelerle,
İlk defadır mutluyum ben.
Yenilmiştim hilelerle,
İlk defadır mutluyum ben.
Ne tutuşup yanıyorum,
Abartmadan İlk Kurtuluş
Bahçede, bembeyaz çiçekler açmış olan meyve ağaçlarının bayramı vardı. Körpe kuşlar ağaçtan ağaca, daldan dala atlayarak cıvıldaşıyor, rengarenk kelebekler çiçekten çiçeğe uçuşuyor, altın renkli arılar güneşi kanatlarında taşıyarak vızıldaşıyorlardı.
Ev tek katlı, tek pencereli, sarı duvarlı ve kırmızı kiremit çatılı olup duvarsız ve çitsiz bir bahçenin ortasına oturmuş, dörtbir yanından da çiçekli dallarla çevrilmişti. Meyve ağaçlarının baharla öpüşen beyaz çiçeklerle süslü dalları evin sarı yanaklarını okşamaktaydı. Tek kanatlı kırmızı kapı olanca cömertliğiyle bahara açılmıştı. Kapının önünde beyaz çakıllarla döşenmiş geniş bir taraça yeralmaktaydı. Önündeki havuzun kemerli taşlarına serçeler konup konup kalkıyorlardı. Havuzun ötesindeki toprak yol, çiçeklerle bezenmiş bahçe duvarlarının aralarından geçip anayola doğru uzaklaşıyordu. Evin önündeki meyve ağaçlarından birinin altında tütün saran bir adam vardı. Üstü ıspanak demetleriyle dolu olan dört tekerlekli işporta arabasını, kolayca görebileceği bir yana bırakmış, arka tekerleklerinin önlerine irice taşlar koymuş, kendisi de bir gölgelikte çömelmişti. Tütününü sararken arada bir başını yukarı doğru kaldırıp “Ispanağım vaaar… Körpe, yeşil ıspanaklarım vaaar…” diye bağırıyordu. Az ötelerde bürüklü, şalvarlı bir kadın, iri iri bakır bakraçla biryerlere su götürmekteydi.
Yaldızlı bir ikindi güneşinin ışıklarına gömülmüş olan taraçada dört-beş çocuk konuşuyor, bağrışıyor, gülüşüyor ve okulsuz geçen bir günün yaramazlıklarını paylaşıyorlardı.
- Dört kere dokuz otuzaltı eder akıllım. Dokuz kere dört de öyle. Ben ezbere bilirim kerrat cetvelini. Ezberleyip ezberlemediğimi öğretmenimiz her gün kontrol ediyor.
İlk Bayrak Çekiş
Alanın ortasında elips biçiminde büyük bir havuz vardı. Pürüzsüz kemerli taşlarla çevrilmişti, dupduru suyla doluydu ve oniki fıskiyesinden göklere doğru incecik sular fışkırmaktaydı. Beş-altı metre genişliğindeki beton turnike taş döşeli dönel kavşakla birleşmişti. Havuzun dört ayrı yönündeki dört geniş, ağaçlıklı cadde burayı kentin dört ayrı yönüne bağlamaktaydı.
Ilık ve solgun bir sonbaharın bir 29 Ekim gününde törenlerle kutlanacak olan Cumhuriyet Bayramı ‘nda ortalık ana-baba gününü andırmaktaydı.
Havuzun çevresi, tribünler, caddeler, sokaklar, yapıların önleri, kapıları, pencereleri, balkonları, damları-çatıları, kaldırımlar, bahçe duvarları, ağaçların dalları, direkler dizi dizi, avuç avuç, salkım salkım, bölük bölük, hevenk hevenk insanlarla doluydu. Yükseklere iplerle asılmış boy boy, renk renk, biçim biçim yazılı bezler, rengarenk kağıt fenerler, renkli kağıt zincirler, kordonlar, kurdelalar, balonlar alanı bir baştan bir başa süslemişlerdi. Lambalı-lambasız direkler ve ağaçların uzun gövdeleri süslü kuşaklar içindeydi. Havada rengarenk çiçek yaprakları, rengarenk balonlar, rengarenk pullar uçuşuyordu. Ötede-beride patlatılan oyuncak tabancaların ve sürtülen maytapların sesleri kalabalığın uğultusuna karışmakta, çocuk sesleri, haykırışlar, seslenmeler ve sevinç çığlıkları yeri-göğü inletmekteydi.
Tribünler kentin sivil ve asker büyükleriyle doldurulmuştu. Kadınlı-erkekli, gençli-yaşlılı kalabalık törenin bir an önce başlamasını bekliyordu.
Şarkımız dolaşıyor
Denizin sularında.
Geçmişimiz yaşıyor
Kumsal uykularında.
Gel yine söyleşelim,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!