Ben bir başıma olduğumda, inan ki; üç başımayım:
Senden yana olan ben,
Benden yana olan ben
Ve sen.
Ondan öte Tanrı ‘nın hiçbir tek kulu,
Habire cebelleşip duruyoruz birbirimizle,
Bugün de bir, yarın da
Bu hasret diyarında.
Bir damla yaşın kalmış
Gözümün pınarında.
Çilelerim sendendir,
Unutmadığım ne var senin sesinden başka?
Her şey silinip gitmiş, sesin kulaklarımda.
Yanımda olup görsen, gelip dinlesen keşke,
Bitmeyen feryat olmuş şarkın dudaklarımda.
Sen şarkı söyledikçe su öperdi kumsalı,
Unutmadığım ne var senin sesinden başka?
Her şey silinip gitmiş, sesin kulaklarımda.
Yanımda olup görsen, gelip dinlesen keşke,
Bitmeyen feryat olmuş şarkın dudaklarımda.
Sen şarkı söyledikçe su öperdi kumsalı,
İnce, uzun bir yolda değilim,
Gitmiyorum gündüz-gece,
Eskimiş bir tahta köprünün tam ortasındayım.
Geriye gidemem, menzil uzun,
Gözüm kesmez.
İleriye gidemem, yolum tükenir.
Sakın hiç kimseyi hafife alma;
Ummadığın taşlar ne başlar yarar.
Batacak sandalı ummana salma;
Ummadığın taşlar ne başlar yarar.
Kola her takılan kolçak değildir,
Çiçeklerimin rengi kalmamış,
Ballarımın, kaymaklarımın tadı,
Bulutlarımdaki güzellik
Ve güneşlerimin o eski yaldızı,
Mevsimlerimin ne kışları eskisi gibi,
Ne yazı.
Gel bugün bir yana bırakalım Kerem ‘le Aslı ‘yı,
ateşle, dumanla, külle uğraşmayalım,
serpelim sevimsiz ayrılıkları dağa, bayıra,
kucaklaşalım.
Sevdiler, sevildiler dedirtelim
eloğullarına, elkızlarına.
Vaktinden önce iner oldu akşamlarım,
Vaktinden önce batar oldu güneşler,
Denizler vaktinden önce çıkar oldu denizliğinden,
Ormanlar ormanlığından,
Tepeler tepeliklerinden,
Sular suluklarından,
VALİ
1- ÇELEBİ BÖYLE OLUR…
Akşam, serin bir rüzgarla birlikte doğudan batıya doğru ıslıklar çala çala gelmiş, dağda hayvan otlatan çobana sürüsünü toplatmış, onu ılımlı tepelerden düze indirmiş, çoluğa-çocuğa oyunu-moyunu paydos ettirmiş, erkekleri kahvehaneye doldurmuş, kadınları evlere tepmiş, güneşini söndürüp yıldızlarını yakmış, köyü kapkara bir çarşaf gibi sarıp sarmalamış, bellekleri doldurup taşan söylencelerdeki hayalleri uykularından kaldırıp karanlıklara salmıştı.
Yollardan-kervanlardan uzak, sudan-elektrikten yoksun köy; yorgunluğuyla, umarsızlığıyla, dalgınlığıyla, sızlayıp duran kemikleriyle, pul pul dökülmüş etleriyle, kırışık-buruşuk yüzüyle, titreyen bacaklarıyla ve elleriyle, dinlenmek ve kendini dinlemek için silik ve bakımsız köşesine çekilmişti.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!