İlk Bayrak Çekiş
Alanın ortasında elips biçiminde büyük bir havuz vardı. Pürüzsüz kemerli taşlarla çevrilmişti, dupduru suyla doluydu ve oniki fıskiyesinden göklere doğru incecik sular fışkırmaktaydı. Beş-altı metre genişliğindeki beton turnike taş döşeli dönel kavşakla birleşmişti. Havuzun dört ayrı yönündeki dört geniş, ağaçlıklı cadde burayı kentin dört ayrı yönüne bağlamaktaydı.
Ilık ve solgun bir sonbaharın bir 29 Ekim gününde törenlerle kutlanacak olan Cumhuriyet Bayramı ‘nda ortalık ana-baba gününü andırmaktaydı.
Havuzun çevresi, tribünler, caddeler, sokaklar, yapıların önleri, kapıları, pencereleri, balkonları, damları-çatıları, kaldırımlar, bahçe duvarları, ağaçların dalları, direkler dizi dizi, avuç avuç, salkım salkım, bölük bölük, hevenk hevenk insanlarla doluydu. Yükseklere iplerle asılmış boy boy, renk renk, biçim biçim yazılı bezler, rengarenk kağıt fenerler, renkli kağıt zincirler, kordonlar, kurdelalar, balonlar alanı bir baştan bir başa süslemişlerdi. Lambalı-lambasız direkler ve ağaçların uzun gövdeleri süslü kuşaklar içindeydi. Havada rengarenk çiçek yaprakları, rengarenk balonlar, rengarenk pullar uçuşuyordu. Ötede-beride patlatılan oyuncak tabancaların ve sürtülen maytapların sesleri kalabalığın uğultusuna karışmakta, çocuk sesleri, haykırışlar, seslenmeler ve sevinç çığlıkları yeri-göğü inletmekteydi.
Tribünler kentin sivil ve asker büyükleriyle doldurulmuştu. Kadınlı-erkekli, gençli-yaşlılı kalabalık törenin bir an önce başlamasını bekliyordu.
Nereden bileceksin
karasevdanın ne mene bir hastalık olduğunu,
beni nasıl yerden yere vurduğunu,
nereden bileceksin, başıma yıktığını gökkubbeyi,
gündüzlerimi kararttığını,
zindan ettiğini gecelerimi,
Gelme gelmeyebildiğin kadar elkızı, ellerkızı,
Saklan saklanabildiğince.
Ben seni zifiri karanlıklar içinde de bulabilirim,
Dağda, taşta, ağaçta, kuşta da bulabilirim.
Sanki sen değil misin bu esip geçen bahar rüzgarı,
Sanki sen değil misin bu çisildeyen yağmur,
Sitemiz düzyazı kaydedilmesine şimdilik müsaade etmediğinden, ağabyim Hikmet BARLIOĞLU nun düzyazılarının bazılarını sevgikupu.com sitesi nde yayınlamaktayım.
İlgileniyorsanız bir bakın bakalım...
* Demiştim ama; sonradan site yetkililerinden aldığım bir mesajda düzyazıların da siteye kaydedilebileceği bilgisini aldığımdan ve alıştığım bu siteyi terketmek istemediğimden burada düzyazılara devam etmekteyim.
Hükmet BARLIOĞLU nun hayatından önemli ve gerçek bir bölümün bilgisine ulaşmak ve rahmetlinin düzyazılarını gözlemek isterseniz Şahmaranlar isimli romanına bir göz atmanızi dilerim.
Hatta İlkler Dizisi ne ve daha başkalarına..
İlişmeyin hayallerime…
Bırakın, dolaşıp dursunlar evimde,
Sağımda, solumda, önümde, arkamda, heryanımda,
Gezinsinler şekil değiştiren bulutlar misali,
Sigaramın dumanı gibi yükselip değsinler tavanlara,
Ben ancak onlarla değip dokunabiliyorum
Geçti ömrüm çilelerle,
İlk defadır mutluyum ben.
Yenilmiştim hilelerle,
İlk defadır mutluyum ben.
Ne tutuşup yanıyorum,
Kulağım çınladı, gözüm seğirdi,
Hayırdır inşallah, senden haber var.
Saksağan camlara gelip bağırdı,
Hayırdır inşallah, senden haber var.
Rüyamda bir ırmak gördüm, akıyor,
Bu yağan yağmur değil, sen olmalısın,
Zira; yağmur suyunda gözyaşının tuzu olmaz,
Tuz tuz oladu tuzlarım,
Yaş yaş oldu gözyaşlarım,
Hep böyle yağmurlar altında mı geçecekti
Yıllarım?
Yine atlas oldu masmavi deniz,
Yine taştan heykel beyaz martılar.
Sevgimi yolladım onlarla sana,
Ne zarfa koydular, ne pulladılar.
Canlıydı bu deniz sen burada iken,
Yoksul gönlüm kışın hüküm sürdüğü bir ülke,
beyaz karlarında çilelerimin ayak izleri,
hüzünlerimin
ve kederimin.
Çam dallarında bembeyaz karlara bürünmüş hayalin,
sanki telli-duvaklı




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!