İsmet Barlıoğlu Şiirleri - Şair İsmet Ba ...

İsmet Barlıoğlu

İlk Doyuş

Serin sabah güneşinin körpe ışıkları, temiz pencere camlarını öpmeye çalışan dışarıdaki tellikavağın yapraklarının yelpirdenişlerini masanın camına getirmiş, cam üstünde pırıltılı kıpırtılarla oynaşmaya başlamıştı. Dalların hışırtıları camın içinde ve bırakılan ekmek parçalarına üşüşmüş üç-beş serçe, camın dışındaki daracık pencere taraçasındaydı. Masanın bir köşegeninde durgun, duru, aydınlık bir güneş vardı. Yana açık perdelerin kenarları yukarıdan aşağıya inen sırmalar gibi ışıldamaktaydı. Masadaki kağıtlar bir gölgeleniyor, bir aydınlanıyor, yerinde durmayı pekilenemeyen kavak yapraklarının gölgeleri esniyor, kıpırdanıyor, yaylanıyordu.
Cam- mam dinlemeyen güneşin ilk sıcaklığına sırtını açmış olan Hikmet Baba, okuyup havale ettiği kağıt tomarlarından başını kaldırarak elindeki ıslak bezle dolapların tozlarını almaya çalışan odacıya baktı:
- Mustafa. Dedi. Söylediklerimi bana bir daha söyletme oğlum. Görüyorsun ve biliyorsun; bu odanın iki kapısı var. Bu kapı personelin çalıştığı salona açılıyor. Şu ikinci kapı ise; doğrudan koridora yani dışarıya açılan bir kapı. Personele açılan kapıyı istediğin kadar kapalı tut ama dışarıya açılan kapıyı hiçbir zaman kapalı tutma. Çalışma başlar başlamaz kapıyı aç ve çalışma bitinceye kadar da öyle bırak. Bizim dışarıyla ilişkimizi sağlayan kapı o. İşi olan yurttaşlar buraya oradan geliyor ve ayrılırken oradan gidiyorlar. Kuruluşumuz açısından o kapı “Devlet Kapısı” dır. Ve devletin kapısı yurttaşlara her zaman açık olmalıdır. Kapısı kapanan devlet bitmiş demektir. Oysa; içerden-dışardan oynanan tüm oyunlara rağmen bu devlet sonsuza kadar yaşayacaktır. Kurucusu olan Büyük Atatürk de bunu böyle söylemiştir. Devletin açtığı kapıyı uyruk kapatamaz. Aç o kapıyı. Gelip gidenlerden kim farkında olmaz, kim haddini bilmez de kapatırsa kapatsın, sen aç. Her kapanışında aç. Yine aç, yine aç, yine aç. Bir odacının en başta gelen görevi budur. Yurttaş hizmetini gördürmek için kapı çalmak zorunda kalmamalıdır. Çünkü; yurttaşlar devlet için var değillerdir, devlet yurttaşlar için vardır.
İriyarı, esmer, kıvırcık saçlı, pos bıyıklı odacı küstah koruyucu havalarındaydı:

Devamını Oku
İsmet Barlıoğlu

İlk Sarsılış

Hikmet Çocuk arkadaşlarıyla birlikte yine oradaydı.
Buranın bir çiftlik işletme müdürlüğü olduğunu ana kapıdaki yazıdan öğrenmiş olduğu halde, nasıl bir yer olduğu konusunda tek bilgisi yoktu. “İşletme” nin anlamını bilmiyor, “Müdürlük” ü ise bir tür başöğretmenlik sanıyordu.
İşletme, Ermeni maşatlığının arkasından başlayıp dağların yamaçlarında son buluyordu. Çevre duvarları arasında ana yapı, yatakhane, yemekhane, çayhane, ekim alanları ile büyükçe bir başka alan ve alanın ortasında da bir pınar vardı.
Pınarın çevresi bir dinlenme yerini andırmaktaydı. Pınarla önündeki üç uzun yalağı yosunlu kaba ağaçlardan yapılmışlardı. Yanında-yöresinde ağaçtan kesme sıralar, ağaçtan kesilme masalar göze çarpmaktaydı. Beyazdan pembeye çiçekli dallarla kuşatılmış olan pınar, cennetten bir köşe gibiydi.

Devamını Oku
İsmet Barlıoğlu

İlk Sinema

- Aman Hüseyin Bey, bacak kadar çocuk ne bilsin sinemaya gitmeyi? Daha ben bile bilmiyorum sinemanın ne olduğunu.
- Sen bilemezsin; eskisin. O bilir; yenidir.
- Aman iyi iyi. Daha artık sinema her ne ise.
Baba Hikmet Çocuk ‘un üstüne yukarıdan aşağı eğildi. Çarşıyı biliyorsun; her gün gittiğin yer. Evimizin önündeki yokuşu ineceksin, Cumhuriyet Alanı ‘nı geçeceksin. Bankanın ve İstiklâl İlkokulu ‘nun önünden Postahane ‘ye yukarı. İşte çarşı. Sonra pazaryeri. Halkevi eczahanesinin üstünde. Eczane ilaç satılan yer. Bu ortası delikli sarı kâğıdın adı “Bilet” tir. Merdiveni çıkacaksın, bu bileti kapıdaki adama vereceksin. O yarısını koparıp alacak ve yarısını sana verecek. O zaman içeri girip boş bir iskemleye oturacaksın. Sonrası artık kendiliğinden gelecek. Şu kırtışlı bir kuruşla da cebine kırık leblebi doldurdunmu beyle bacanaksın. Haydi bakalım, sana güveniyorum.

Devamını Oku
İsmet Barlıoğlu

Ben hala hayalinle ve sen hala uzaklarda.
Bana böyle mi gelecektin?
Böyle mi bekletmeyecektin beni?
Sen günün, ayın, yılın ne demek olduğunu
Ve bir yılda kaç ay olduğunu
Biliyor musun acaba, anam-babam?

Devamını Oku
İsmet Barlıoğlu

İlk Buluş
Akşam karla birlikte geldi.
Karanlık doğudan inmekte, kar batıdan yağmaktaydı. Cansız kış güneşinin bitkin ışıklarının yerini karanlıklara bırakmasıyla ilçenin kar altında kalması bir olmuştu. Ağaçlar, damlar, sokaklar yine beyaz örtüler altında çığlıklarını içlerine gömmüşlerdi. Kapılar, pencereler yine acımasızca kapanmış, karanlık ve akşam yine dışarıda kalmıştı. Daracık pencerelerin ötesinden-berisinden dışarı çıkmaya çalışan sıcacık ışıklar beyaz örtülerin üstünü yine sarıya, kızıla boyamaktaydı. Yapraklarını bir sonbahar kazasında yitirmiş olan çırılçıplak ağaçların beyaza bürünmüş dallarında, yine Hicaz makamından Davudi ezan sesleri vardı. Sesler, uçuşan bembeyaz tüyler arasından kayarak, ıslanarak, üşüyerek karanlıklara doğru yükselmekteydi.
- Hilav geldi, pilav geldiii… Patlamış mısııır…
- Anaaa, pilav gelmiiiş…
- Bizim pilavımız var, yavrum. Beyba ‘n gelsin, yiyeceğiz.

Devamını Oku
İsmet Barlıoğlu

İlk Yolculuk

Trabzon üzerinden İran ‘a giden transitlerin Erzurum Cumhuriyet Caddesi ‘ndeki terminali karakışlar içindeydi.
Otobüsün önünde beklediği yapının saçaklarındaki buzlar yerlere kadar sarkmışlardı. Saçaklarda bilek kalınlığında olan buzlar, yere yakın kesimlerde inceydi ve kirli beyaz renkteydi. Büronun camları buzçiçekleriyle örtülüydü. Bir ucu Tebrizkapısı ‘na, obir ucu Havuz ‘a uzanan cadde karlar altındaydı ve kar yumuşak pamuk yığınlarını andırmaktaydı. Şuraya-buraya yolcu taşıyan kızakçılar atlarının boyunlarına çıngıraktan çelenkler takmışlardı. Burun deliklerinden ince ve keskin dumanlar çıkaran koşumları süslü atlar, kızaklarını beyaz kar üzerinde çekerken çıngıraklarından yayılan büyüleyici sesler, karbaşlıklı evlerin duvarlarında, balkonlarında, pencerelerinde ve kapılarında yankılanmaktaydı. Bir yanı caddeye taşan bir kümbetin dibinde, meşin gocuğuna bürünmüş bir Laz kestaneci, arada bir haykırarak mangalındaki dumanları tüten kestanelerini çeviriyordu. Beyaz karın ağırlığı altında esneyen telgraf tellerinin üstünde, soğuktan tüyleri kabarmış dizi dizi serçe vardı. Karın beyazlığı içinde, olduğundan daha da kara görünen bir karga, gaklayarak çıplak dalları karlara bürünmüş bir ağaca doğru uçmaktaydı.
İçi henüz soğuk olan otobüste Hikmet Çocuk ‘u bir camın yanına oturtmuşlardı. Oturduğu yerde, yanındaki karçiçekleriyle süslenmiş camı küçücük parmağıyla çizmeye çalışıyor, arada bir, yanındaki anaya-böyganaya, arada bir de dışarıda camın dibinde duran beybaya, dayıya, amcaya bakıyordu. Ana gözyaşları içindeydi ve beyba, dayıyı bırakıp amcaya, amcayı bırakıp dayıya sarılmaktaydı. Sonunda Hikmet Çocuk, beybanın onlardan ayrıldığını, arabaya bindiğini ve gelip ananın yanına oturduğunu gördü.
Otobüs herhangi bir uyarıda bulunmadan kalktı.

Devamını Oku
İsmet Barlıoğlu

İlk İstiklâl Marşı

Bahar Hikmet Çocuk ‘u büyülemişti.
İlçede biri “İstiklâl”, obiri “İnkılâb” adında iki ilkokul vardı ve o, “İnkılâb” İlkokulu ‘nun birinci sınıfında okumaktaydı.
Başında, çevresi tek sırmalı siyah bir kep taşıyordu. Parlak siyah renkli pantolonunun paçaları çıplak dizlerinin üstündeydi. Sırtında parlak siyah bir önlük ve boynunda bembeyaz bir yakalık mevcuttu. Ayaklarına yeni alınmış olan beyaz yazlıklarını giymişti.
Ruhu, süt rengi çiçekler arasında cıvıldayarak kanat çırpan kuşlar gibiydi. İnmek, ayaklarını toprağa basmak bilmiyor, sürekli olarak uçuyor, uçuyor, uçuyordu. Evden okula gitmek için çıktığı halde, okula gitmesi gerektiğini bile unutmuştu. İki yandan yapılarla çevrilmiş olan toprak yolda, karşılaştığı her şeye bakıyor, baktığını-gördüğünü yercesine, içercesine, solurcasına içine sindirmeye çalışıyordu.

Devamını Oku
İsmet Barlıoğlu

İlk Selam

Şebinkarahisar.
Geçmiş yıllarda Giresun ilçesinin iliyken, sonraları Giresun ilinin ilçesi haline getirilen bir yerleşim birimiydi.
Bu topraklarda bir zamanlar Azzi ‘ler yaşadıkları için Hitit ‘ler buraya “Azzi Ülkesi” adını vermişlerdi. İsa ‘dan önceki 13. yüzyılda aynı topraklar Müşki ‘lerin eline geçmişti. Frigya Krallığı ‘na bağlı olan Müşki Ulusu İsa ‘dan önceki 7. yüzyılda, Kimmer ‘lerler İskit ‘lerin akınları sonucu ortadan kaldırıldı. Yöreye yerleşmiş Milet ‘liler buralarda bazı ticaret kolonileri kurdular. Fakat toprakları, İsa ‘dan önceki 6. yüzyılda Pers ‘lerin, daha sonra da Makedonya Krallığı ‘nın egemenliği altına girmek zorunda kaldı. İsa ‘dan önceki 3. yüzyılda burayı, Pontos Krallığı ele geçirdi. Bu krallığın egemenliği İsa ‘dan önceki 1. yüzyılda sona erdi ve yerini Roma İmparatorluğu ‘nun emrine bıraktı. Bizans döneminde İstanbul yani o çaplardaki adıyla Konstantinapolis Latin ‘lerce ele geçirilince Trabzon ‘a kaçan Kommenos Hanedanı burada yeni bir devlet kurdu. Zaman içinde Cenevizli ‘lerin akınına uğrayan yöre, 14. yüzyılda Hacıemiroğulları ‘nın buyruğu altına girdi. Fatih Sultan Mehmet 1461 yılında bu toprakları Osmanlı topraklarına kattı. Aynı yöre 19. yüzyıl sonlarında, Sivas Eyaleti ‘ne baplı bir sancak haline getirildi ve Giresun da Trabzon Eyaleti ‘nin merkez sancağı oldu.
İlçe, göklere yükselen iki kale arasında kurulmuştu. Bunlardan ilki; görkemini hâlâ koruyan bir kale olup yüksek ve sağlam surlarla çevrilmişti. İçkaleye birbirinden dik yokuşlardan tırmanılarak ve büyük, çift kanatlı demir bir kapıdan geçilerek girilmekteydi. İçkalede birçok dehliz, sarnıç ve gözetleme odası vardı. “Öksürük Kalesi” adı verilen ikinci kale, gerçek bir kale biçiminde olmayıp doğal bir kayalıktan ibaretti. İlk kalenin eteklerine serpilmiş olan evler, sokaklar, caddeler ve çarşılar, büyük bir düzlüğü aşa aşa ve tepelerden geçe geçe bu ikinci kaleye kadar uzanmaktaydı.

Devamını Oku
İsmet Barlıoğlu

İnan ki bıkmadım sana yanmaktan,
Uğrunda taş olup ufalanmaktan,
Zira biliyorum; bir gün uzaktan
Sen bana selamlar göndereceksin.

Köprüdür ki kurdum azgın sulara,

Devamını Oku
İsmet Barlıoğlu

Çok mutluyum bu sabah; çünkü sana rastladım,
Nice yıldan bu yana ilk defa rahatladım,
Kurtuldum çilelerden ben sanki adım adım,
İnan ki bu dünyaya yeni gelmiş gibiyim.

Sonbahar rüzgarında saçların uçuyordu,

Devamını Oku