Ne ağır sorumluluk
Şu dişi köpeğin sorumluluğu…
Tamı tamına tam beş morarmış meme, karnının altında,
Kendisi bir deri, bir kemik,
Bir köpeği bile düşünmekten nasibi olmayanlar
Kapalı çöp kutularıyla
Çiçeğe, çimene andiçmiştik,
Rüzgara, bulutlara,
Testekerlek gümüş rengi bir ay altında
Denize yağan yağmurlara.
Ne andını tuttun,
Ne sözünü.
Kızgın bir çöldeki yorgun kervana
Abıhayat olur, bal bal olur, su.
Verimsiz toprakta kuru fidana
Yaprak yaprak olur, dal dal olur, su.
Su sel olsa; herşey boğulur selde,
Bir avuç su aldım bir pınarın çam oluğundan,
İçinde sen vardın Züleyha ‘yı andıran yüzünle,
Anında akıp gittin avuçlarımın arasından
Yıldızlar arasından kayan yıldız misali,
Tıpkı ellerimle tutamadığım rüzgarlar gibi.
Ne ben pınardan ayrılabildim, ne sen göründün,
Bastığın yerlere kurban olayım,
O güzel yüzünü görsem suç mudur?
Bırak dertlerine derman olayım,
Yüzümü yüzüne sürsem suç mudur?
Sen güldüğün zaman güler çiçekler,
Ali beş yaşındaydı ana ezildiğinde,
Bir kamyon karşısında kaldı eli böğründe.
Kirli, yağlı saçları terlerin içindeydi,
Körpe düşünceleri engin derinlerdeydi.
Kapkara gözlerinde gözyaşları donmuştu,
Anası ezilince nutku da tutulmuştu.
Ne sen usanırsın bana azap etmekten,
Ne ben seni sevmekten usanırım
Köprülerin altından nice bir sular aktığı halde,
Nice bir yapraklar döktüğü halde ömrümüz.
Zira; sen azap etmekten,
Ben de sevmekten vazgeçersek;
Sen cömert uykuların rahatlığında,
Ben dikenli yastıklar üzerinde.
Yat yatabildiğince, yatamayanlara inat,
Şımarık bebekler elbette ki yata yata büyür,
Senin düşlerinde İrem Bağları,
Benimkilerde iğneli fıçılar
İçimde ılgıt ılgıt kanayan bir yürek,
Kemiklerimde bir dermansız sızı,
Ciğerlerimde bir söndürülemeyen yangın,
Başımda ömrümü ufalayan değirmentaşları,
Gözlerimde körpe bir ilkbahar seli
Ve havada keskin bir hasret kokusu,
Çok ham idim, yetiştim,
Garip hallere düştüm,
Bir zerreyle güreştim
Dev gibi geldi bana.
Bir zamanlar ufaktım,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!