Heybende neyin var? Bir göster hele,
Karanlığa karşı fenerin var mı?
O eski heybeyi çevir, silkele,
Herhangi bir babda hünerin var mı?
Var mı bir ilimden bir-iki tadım?
Kara bulutlarla örtüldü dünyam sabah sabah,
Durgun suya atılan taş gibi düştün aklıma,
Halka halka yayıldın hücrelerime kadar,
Dokunduğun yeri alevler içinde bırakarak,
Yine eline-ayağına düştü yüreğim
Yanarak
Bir mermer heykele gönül vermişim;
Denizde batan güneş kızartır saçlarını,
Çevirir gözlerini deniz rengine,
Yüzünü al al eder, pembeleştirir yanaklarını,
Yıllar yılı bir tek gülücük bile süsleyemedi
Dudaklarını.
Kulağım çınladı, gözüm seğirdi,
Hayırdır inşallah, senden haber var.
Saksağan camlara gelip bağırdı,
Hayırdır inşallah, senden haber var.
Rüyamda bir ırmak gördüm, akıyor,
Islak ıslak yapışmıştı sarı saçların yüzüne,
Damlalar parlıyordu yüzünde, dudaklarında,
Omuzlarında körpe sonbahar yağmurları,
Gözlerinde kamaştıran bir yaz güneşi,
Ellerinde yıldız çiçekleri,
Sanki cümle gökkuşaklarını kuşanmıştın,
Ceylanlar övülür, hem de sevilir,
Fakat yaralanmak, oklanmak için.
Düşünülmez solup kuruyacağı,
Güller koparılır koklanmak için.
Öpülünce bir kez kirlenir eller,
Bilyenin, balonun güzelliğini
İdrak edemezsin çocuklaşmazsan.
Hayatın tadını, derinliğini
İdrak edemezsin çocuklaşmazsan.
Çocuk kanatlanıp göğe yükselir,
Kuru ekmeğimde, yağsız aşımda
Bir tek sinek görsem iğreniyorum.
Alnımın terinde, yorgun başımda
Bir tek sinek görsem iğreniyorum.
Ter döküp sallarken kirli kazmayı,
Sönmüyor kalbimde uç veren yangın
kaldıkça böyle ben senden uzaklarda,
başıma yağmaya başlayan körpe yağmurlara rağmen.
Alevler içindeyim, ateşler içinde,
ayrı ayrı yerlere atılıp dağıtılmış zerrelerim,
bir baksana;
İHTİYAR
Mahmur tepelerin üstlerinden yükselen körpe sabah güneşi, o büyük kalabalıkla karşılaşınca gözlerine inanamadı.
Ortalık ana-baba günüydü. Kentin tek alanında mahşeri andıran bir kalabalık vardı.
Caddeler, sokaklar, mağazaların, dükkanların, evlerin önleri, kapıları, balkonları, pencereleri, duvarların üstleri, ağaçların dalları insan doluydu. Sevinç çığlıkları, haykırışlar, bebek ağlamaları, mantar tabancası sesleri ve maytap cızırtıları damlarda koşuşan kedi miyavlamalarına, ağaçlardan ağaçlara uçuşan kargaların kanat seslerine ve yaygaralarına karışmaktaydı. Kimse kimsenin umurunda değildi. Kimse kimseyi horlamıyor, kimse kimseyi ayıplamıyor, kimse kimseyi ele alıp yere vurmayı aklından geçirmiyordu. Kalabalık arasında her yaşta, her başta, her nitelikte, her kılıkta insan mevcuttu. Kimi kadınların üstlerinde rengi atmış ve kısalmış gecelikler, kimi erkeklerin altlarında paçalarından bağlı uzun donlar, kimilerinin sırtlarında giyilmeden omuzlara atılmış paltolar, kimilerinin ayaklarında terlikler, kimilerinde tek eş ayakkabılar ve kimilerinde de takunyalar göze çarpmaktaydı. Bazılarının geceyi henüz tüketememiş oldukları ceketli-pantolonlu-gömlekli-kravatlı-kunduralı hallerinden anlaşılmaktaydı.
Körpe sabah güneşinin serin ışıkları altında evler, dükkanlar, mağazalar, caddeler, sokaklar, ağaçlar, şuraya-buraya uçuşan kuşlar ve insanlar yavaş yavaş geceyi soyunmakta, gündüzü giyinmekteydiler.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!