Deniz mağaralarında
bir susuzluk vardır, bir aşk vardır
bir esrime vardır
hepsi de kavkı gibi serttir
tutulabilir avuç içinde.
Öğretmenim olduğundan gereksinim duyarım denize:
bilmem müziği mi öğrenirim bilinci mi:
bilmem yalnız bir dalga mıdır yoksa derin bir varlık mı
ya da yalnızca çatlak bir ses midir ya da balıkların
ve gemilerin parıldayan bir telkini mi.
Gerçek şu ki, uykuya dalana dek ben
Nerede sizlerin anıtları, muharebeleri, şehitleri?
Nerede kabilelerinizin anısı? Efendiler,
şu gri kasada. Deniz. Deniz
kilit altına aldı onları. Deniz Tarih’tir.
Önce, dalgalanan petrol vardı,
Senin küçük elinden filizlendi daha önce
kendi özlerini
coğrafyanın hayretine dağıtan
varlıklar.
Böylelikle dönüştü Camõens
her daim çiçeklenen
Uyandım düşlerin toprağı yittiğinde
altında yatağımın.
Külden kör bir sütun gerindi
gecenin ortasında,
soruyorum sana: öldüm mü ben?
Uzat ellerini bana gezegen çatlaklarının ortasından,
I
Porselen renkleriyle yatırın beni,
Çünkü bana göre habistir ayna.
II
Dolanır rüzgâr buğday üstünde
Mürşitten müridine:
Bugün en küçük notaları bulacağız,
kağıtta bulunmayanları
fakat sestekileri, teldekileri,
havadakini, saçtakini, kulaktakini
Ölmeyi sürdürürüm yeniden.
Çöker damarlar, açılır
Uyuyan çocukların
Küçük yumrukları gibi.
Eski mezarların anısı,
Kokuşan et ve solucanlar
Devinim İçinde
Asla en büyük gün değil o doygun gün.
Susuzluğun bir günüdür en iyi gün.
Galiba amaç ve anlam bulunur yolculuğumuzda -
Kapıma geldiğinde bakmadım yüzüne
Gittiğinde yüreğim de gitti peşinden
O kara gözler, o pembe yanaklar nerede
O rayiha, o yüzdeki renk nerede
Seslendi bana sevdiğim: ey çılgın bülbül




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla