Küçük bir adadır O, uykulu ve huzur dolu,
Ve uluyan bir beyaz gemiyim ben:
Hoşça kal, hoşça kal.
Alazlanıyor gün. Hayli kederli.
Bu odadaki çiçekler kırmızı ve tropikal.
Bütün hayatlarını camın ardında yaşamışlar; titizlikle titrenmiş üstlerine.
Evvel zaman içinde
Tuttum küçük bir kafiye
Koydum onu yere
Ama kaçtı kapıdan aceleyle
İklimimizin Şiirleri
I
Pırıl pırıl bir kâsede berrak su,
Pembe ve beyaz karanfiller. Daha çok
Karlı bir havaya benziyor odadaki ışık,
Düşer güzleri kavaklardan
o yüce oklar, yenilenmiş unutuş:
batar ayaklar kendi temiz kabuğuna:
acı çekmiş yaprakların soğuğu
bir büyük altın kaynaktır
ve parıldayan dikenler yükselir göğe doğru
Bir kış güneşi bulmak için göç ediyor
Soğuk kırmızı bir yolda güdüyor davarını,
Çağırıyor onları bildik bir sesle,
Ve Kabra’ya doğru sürüyor hayvanları.
Bir ses, evin sıcaklığını anlatıyor.
Melankoliden kasvete
ve tekrar melankoliye
ve hatta sevince bile
fırlatır seni Hayat –
Kabul etmeden iyileşmeyeceksin:
- I -
İçleri boş adamlarız
İçleri doldurulmuş adamlarız
Birbirimize yaslanırız
Onlara acıyorum, fakat ne hakkında konuştuklarını bilmiyorlar. Ne kadar da yazık içi doldurulmuş kuşa diyorlar. Bir zaman bulutların altında pençe gibi dururdu, mavi gökte yükselip alçalan özgür bir kuştu diyorlar. Bütün sorunlardan kaçıp, salınıp dururdu yücelerde diyorlar. Yukarıdan bakıp bütün sorunların küçüldüğünü izleyebilirdi diyorlar.
Kuşlar kadar özgür mü? Amma da saçmalık! Bilmezler ki, uçabilmek için onca çaba harcamak gerekir. Bilmezler ki, nasıl da hain kesildiğini rüzgârın ve bir paçavra gibi düşüvermemek için ne kadar çok yiyecek bulmak gerektiğini. Sürekli yemek zorundasınız. Ve kış mevsiminde çok zordur yiyecek bulmak. Kurtçuklar ağacın derinine saklanıp dururlar. Kurbağalar buz tutmuş gölcüklerin derinindedir. Bir bedeli vardır özgürlüğün kuşlar için. Hele bir de yırtıcı kuşlardan çektikleri yok mudur küçük kuşların! Ben kendim büyük bir kuş değilim. Çok tüylü küçük bir kuşum ben: Atmacalar, kartallar, şahinler. Ya yırtıcı kuşların ya da kendi açlığınızın kurbanısınızdır. Hiç de gülünç değildir aç bir atmaca tarafından kovalanmak. Yeryüzünden bakılınca, özgürlük olarak değerlendirilen uçuş, belki de hayatta kalma savaşımıdır.
”Kuşların şarkısı kadar güzel bir şey var mı? ” diyorlar. Ne ki anlamıyorlar bizi. Anlamıyorlar, ötmemizin nedeninin korku ve hayatta kalma sıkıntısı olduğunu. Sanıyorlar ki, bizler şakıyoruz. Gerçekte çığlık atıyoruz bizler.
Denizi keşfettim. Carahue’den
Cautín ırmağına dek akıyordu halicine
ve buharlı gemilerde başladı,
düşler ve başka bir hayat kapladı beni
bırakarak kirpiklerimde soruları.
Yalnız başıma pruvadaydım,
Uysal öpüşüyle getirdi yeşili
ve çağırdı filizleri ilkbahar güneşi.
Mavi gözleriyle gülümsedi herkese
çocuksu bir saflıkla menekşe.
Menekşenin bakire kulaklarına




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla