İsmail Aksoy Şiirleri - Şair İsmail Aksoy

İsmail Aksoy

Dayanılmaz ses, serpiştirilmiş
tuz, başkasının yerine geçen
kül, en uçtaki çiy incisinde
hüzünlü bakır dehlizlerde
kör ayın ortaya çıktığı siyah dal.
Hangi madde, hangi boş kuğu

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Ateşi ve soğuğu ve öfkeyi tüküren
volkanları rahatsız eden nedir ki?

Niçin keşfedemedi İspanya’yı
Kristof Kolomb?

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Ateş Karalamaları

Sadece seninle sevişiyorken
kıvılcım çakardı benim hayatım o kasvetli aylarda.
Bir ateş böceği misali yanıp sönerdi, yanıp sönerdi
– aralıklı olarak izlenebilirdi yolu

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Dünyanın sonu ateştir diyor bazıları
Bazıları da buz.
Arzuyu tatmış biri olarak
Ateşin tarafını tutuyorum ben.
Fakat dünya iki kere yok edilebilse
Buzla yok oluş da

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Atlara Saman

Mariposa’dan geçerek
San Joaquin’in uzak köşelerinden
Tehlikeli dağ yollarını aşarak
Gecenin yarısında yol aldı,

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Atları gördüm pencereden.
Berlin’de kıştı. Işıksızdı
ışık, göksüzdü gök.

Islak bir ekmek gibi beyazdı hava.

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Sayısız ağzından sayısızca tükürük saçarak, sayısız toynağıyla Gambiya’nın kıyılarını teperek tökezliyordu saralı bir küheylan gibi Atlas Okyanusu. Yatıyordu her zamanki yerinde. Kollarıma alıp, eline yüzüne kolonyağı dökmek isterdim. Eline yüzüne su serpmek isterdim. Ne ki, hiçbir şey yoktu yanımda. (Gene çaresiz kalakalmıştım bir saralının yanında. Bir zamanlar Ankara’da, Abdi İpekçi Parkı’nda, göğe açılmış el heykelinin yanında da böyle bir saralı görmüştüm. Elini elime almaktan başka bir şey yapamamıştım o zaman da…)

Batı Afrika’nın yakıcı kış güneşi altında bir başımaydım şimdi saralı Atlas Okyanusu’yla. Tutmaya çalıştım sayısız ellerinden bazılarını. Çırpınıp duruyordu Atlas kendinden geçerek. Hırpanî giysiler içinde, bir sokak köşesinde kendi kusmuğu içinde yatan bir sarhoşa benziyordu. Birden sayısız gözleriyle baktı bana. Sayısız dudaklarından dökülen soruya yanıt istiyordu. Kendisine ne olduğunu sordu bana. Belli ki bilmiyordu saralı olduğunu. “Bayılmışsın” dedim. “Baksana kıyılardaki tükürüklere…” diye dikkatini çekmeye çalıştım. “Onlar tükürük değil, mürekkep” diye böldü konuşmamı. “Bu kıyılara yazıp yazıp duruyorum gördüğüm her şeyi, bu beyaz mürekkeple”.

Kıyılara çarpan ve geri dönen köpüklere baktım. Hiçbir zaman aynı hizada yazılmamıştı Atlas’ın yazdıkları. Yazı yazmayı yeni öğrenmiş bir çocuk gibi, bazen sayfanın tam ortasına yazmıştı, bazen de kenar çizgisinin en ucuna. Sanki aklımdan geçenleri okumuşcasına, “ben hiç okula gitmedim; okuma yazmayı kendi kendime öğrendim” dedi.

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Yıldızlı bir gece geç vakit karanlıktan çekebilirsin bazen Denver’deki ya da Boston’daki istasyonda.

Bütün diğer yerler değişir burada, anımsadıkların düşünceni değiştirir gibi.
Ne örümcek ne erik ne de çakıl taşı barındırmaz onlara verdiğimiz adları.

İp tarafından tercüme edilmiş olsa da, yukarıda neler olduğu hakkında bir bilgi verir sana ipini geren bir uçurtma.

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Kar yağıyor, kar yağıyor...
Ve genç bir kız ıslak kaldırımda
Sessizce ağlayarak yürüyor.

Niçin böyle ağlıyor, ve niçin yürüyor
Bilinçsizce ileri geri salınarak,

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Kasım

Canı sıkıldığında tehlikeli olur cellat.
Yanan gökyüzü yuvarlanıp toplar kendini.

Tıkırtılar işitilir hücreden hücreye

Devamını Oku