Dünyanın sonu ateştir diyor bazıları
Bazıları da buz.
Arzuyu tatmış biri olarak
Ateşin tarafını tutuyorum ben.
Fakat dünya iki kere yok edilebilse
Buzla yok oluş da
Atlara Saman
Mariposa’dan geçerek
San Joaquin’in uzak köşelerinden
Tehlikeli dağ yollarını aşarak
Gecenin yarısında yol aldı,
Atları gördüm pencereden.
Berlin’de kıştı. Işıksızdı
ışık, göksüzdü gök.
Islak bir ekmek gibi beyazdı hava.
Sayısız ağzından sayısızca tükürük saçarak, sayısız toynağıyla Gambiya’nın kıyılarını teperek tökezliyordu saralı bir küheylan gibi Atlas Okyanusu. Yatıyordu her zamanki yerinde. Kollarıma alıp, eline yüzüne kolonyağı dökmek isterdim. Eline yüzüne su serpmek isterdim. Ne ki, hiçbir şey yoktu yanımda. (Gene çaresiz kalakalmıştım bir saralının yanında. Bir zamanlar Ankara’da, Abdi İpekçi Parkı’nda, göğe açılmış el heykelinin yanında da böyle bir saralı görmüştüm. Elini elime almaktan başka bir şey yapamamıştım o zaman da…)
Batı Afrika’nın yakıcı kış güneşi altında bir başımaydım şimdi saralı Atlas Okyanusu’yla. Tutmaya çalıştım sayısız ellerinden bazılarını. Çırpınıp duruyordu Atlas kendinden geçerek. Hırpanî giysiler içinde, bir sokak köşesinde kendi kusmuğu içinde yatan bir sarhoşa benziyordu. Birden sayısız gözleriyle baktı bana. Sayısız dudaklarından dökülen soruya yanıt istiyordu. Kendisine ne olduğunu sordu bana. Belli ki bilmiyordu saralı olduğunu. “Bayılmışsın” dedim. “Baksana kıyılardaki tükürüklere…” diye dikkatini çekmeye çalıştım. “Onlar tükürük değil, mürekkep” diye böldü konuşmamı. “Bu kıyılara yazıp yazıp duruyorum gördüğüm her şeyi, bu beyaz mürekkeple”.
Kıyılara çarpan ve geri dönen köpüklere baktım. Hiçbir zaman aynı hizada yazılmamıştı Atlas’ın yazdıkları. Yazı yazmayı yeni öğrenmiş bir çocuk gibi, bazen sayfanın tam ortasına yazmıştı, bazen de kenar çizgisinin en ucuna. Sanki aklımdan geçenleri okumuşcasına, “ben hiç okula gitmedim; okuma yazmayı kendi kendime öğrendim” dedi.
Yıldızlı bir gece geç vakit karanlıktan çekebilirsin bazen Denver’deki ya da Boston’daki istasyonda.
Bütün diğer yerler değişir burada, anımsadıkların düşünceni değiştirir gibi.
Ne örümcek ne erik ne de çakıl taşı barındırmaz onlara verdiğimiz adları.
İp tarafından tercüme edilmiş olsa da, yukarıda neler olduğu hakkında bir bilgi verir sana ipini geren bir uçurtma.
Kar yağıyor, kar yağıyor...
Ve genç bir kız ıslak kaldırımda
Sessizce ağlayarak yürüyor.
Niçin böyle ağlıyor, ve niçin yürüyor
Bilinçsizce ileri geri salınarak,
Kasım
Canı sıkıldığında tehlikeli olur cellat.
Yanan gökyüzü yuvarlanıp toplar kendini.
Tıkırtılar işitilir hücreden hücreye
Quasimodo için
Küçük bir kuş dallarda seker durur,
mavi bir yüksek sıçrayış,
gider ses. Kış
başlar bütün ışığı yakmaya.
Aşkım, dünya
Birdenbire değişir, değişir rengi. Sokak lambası
Ayrılır sabahın dokuzunda sarısalkımın
Fare kuyruğu tohum zarları arasından.
Kuzey kutbudur
Dinle.
Cansız ve kuru bir sesle,
Geçen hayaletlerin adımları misali,
Donmuş kurumuş yapraklar, koparlar ağaçtan
Ve düşerler.




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla