İsmail Aksoy Şiirleri - Şair İsmail Aksoy

İsmail Aksoy

İnce toz üstünde ince yağmur
Hanın avlusundaki söğütler
Yeşillendikçe yeşillenecek,
Fakat siz, Efendim, iyisi mi ayrılmadan önce şarap alın,
Değil mi ki Go’nun kapılarına vardığınızda
Dostlarınız olmayacak etrafınızda.

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Dört Mizaç

O sorgulayan göz dönüştürüyor güneş ışınlarını polis coplarına.
Ve akşamları: aşağı kattaki daireden eğlence gürültüleri
beliriyor zemin arasından çıkan gerçek dışı çiçekler gibi.

Devamını Oku
İsmail Aksoy

O sihirli Homeros alacakaranlığında
geçerek tapınağın kırmızı kulesini
Ben hiç kadın kralsı hurda gemi
koşuşturuyoruz o eflatun lambaya
fahişenin cılız K’in müziğine.
Önümde duruyor o aydınlık ahırda

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Dört sayısı herkes için dört müdür?
Bütün yedi sayıları birbirinin aynı mıdır?

Mahkumun düşündüğü ışık,
senin için parıldayanın aynısı mıdır?

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Dost! yıkımlar zamanında, kaplanırken için karanlıklarla,
Kaybolur bir uçurum derinliğinde önsezi ve anı,
Arar düşünce çekingen arasında gölgelerin ve ılgımların
İç çekemez yürek, ağlayamaz göz;
Düşerken gece-sisi bürülü ruhundan ateş-kanatlar
Ve sen Hiçliğe, korku içinde, hissederken düşüşünü,

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Drake Hanım Akşam Yemeğine Gidiyor

Budaklı masanın ve eğri sandalyenin
Kötü niyetini hafifleten
Bu detaylı ritüellerin
Acemisi değildir,

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Adsız bitkiler, yapraklar
ve dağlardan teller,
yeşil havadan örülmüş dallar, yeni işlenmiş
oya iplikleri, karanlık metallerin kuytuları,
sonsuz bitey bir taç gibi
üstünde rutubetin, o yaygın buhar, o muhteşem su.

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Bilim ki yalın bir azizedir, bırakmaz işini
Hesaplarken herhangi bir şeyin varlık nedenini:
Adamasına yeterlidir kendisini
Bir araya yığılmış şeylerin hemen tasarlanmış olabilmesi.

Bilir yaşayan her şeyin nasıl meydana geldiğini,

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Ama hayır! Benim kalçalarımı biçimlendiren Tanrı nasıl izin verebilirdi göğsümdeki goncaların kurumasına? Büyüdüğünü duyumsuyorum göğsümün, yükseldiğini büyük bir barajdaki su gibi, sessizlikte. Ve şişkinliği vuruyor söz-veren bir gölge gibi karnıma.

Kim bu vadide ıslaklığı memelerini doldurmayan benden daha yoksul olabilirdi ki?

Gecenin çiy'ini toplamak için kadınların dışarı koydukları çömlekler gibi, dönüyorum bağrımı Tanrı'ya; yeni bir ad veriyorum oğluma, Gerçekleştiren adını veriyorum O'na, ve yalvarıyorum O'na hayatın şerbeti için. Oğlum gelecek ve arayacak onu susuzluğuyla.

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Bu dağ benziyordu
Sanki
Yılın oniki ayı üşüyen
Ve üzerinde
Uzun, boz renkli ve dar bir paltosu olan
Uzun ve zayıf bir adama.

Devamını Oku