Avrupa’nın Derininde
İki baraj kapağı arasında yüzen karanlık karina yani ben
dinlenirim oteldeki yatakta etraftaki şehir uyanırken.
O sessiz gürültü ve gri ışık çağıldayıp girer içeri
ve yavaşça kaldırır beni bir sonraki düzeye: sabah.
Her biri gibi bu tür günlerden, eski demir gibi siyah,
büyük kırmızı öküzler gibi güneşin çıkarttığı,
tam da havayla ve düşlerle hayatta tutulmuş
ve ansızın geri dönülmezcesine geçip gitmiş,
hiçbir şey yerine koyamadı huzuru kaçırılmış kökenimi,
ve yüreğimde dolaşıp duran eşitsiz ölçüler
Bakamayınca yüzüne
bakıyorum ayaklarına.
Kemerli kemikleriyle ayakların,
sağlam küçük ayakların.
Aramızdaki varlıksın,
göklerimizdeki göçebesin,
yapraklarımızdaki ve suyumuzun gümüşündeki
göz kamaştıran gümüşsün,
en uzak düşüncemizin gümüş firarı –
“ziyaretçi ay”... “ayın kısa bakışları”...
Larva beyazı dutlar kızıllaşmış yapraklar arasında.
Dışarı çıkacağım ve onların yaptığı gibi beyazda oturacağım,
Bir şey yapmadan. Temmuz’un özsuyu tamamlar onların özlerini.
Budala taçyapraklarıyla iştahı açılmıştır bu parkın.
Beyaz kurtyemez ağacı çiçekleri yükselir, devrilir,
Ayna Görüntüsü
Bu gece kendimi o karanlık pencerede gördüm
babamın görüntüsü gibi, ki hayatı
harcanmıştı benimki gibi tıpkı,
düşünerek ölümü, dışarıda bırakarak
Gümüştenim ve hatasızım. Önyargısızım.
Gördüğümü anında yutarım.
Olduğum gibiyim, sevgiyle ya da sevgisizlikle puslanmadım.
Zalim değilim ben, yalnızca gerçekçiyim –
Dört köşeli, küçük bir Tanrı gözüyüm.
Çoğu zaman karşı duvarı düşünürüm.
Ay bu
Bir çivi bu
Bir sözcük bu
Önemli değil bu
Çok önemli bu
Sözcüklerde dalarız uykuya
uyanırız sözcüklerin arasında
bazen hoşturlar
basit adlardır
bir ormandır bir gemidir
Eğer çiçekleri ayırırlarsa
şiirlerimden
ölür dört mevsimimden biri.
Eğer sevdiğimi ayırırlarsa,
ölür dört mevsimimden biri.




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla