İsmail Aksoy Şiirleri - Şair İsmail Aksoy

İsmail Aksoy

Bir humma misali aşkım, özlemini çektiği
Uzattıkça uzatacak şeyler her daim illeti.
Hastalığı azdıracak şeylerle beslenir,
Sayrı ve hırçın iştahının keyfiyle ilgilenir.
Mantığım, aşkımın öfkeli hekimi,
Öğütlerini dinlemedim diye terk etti beni.

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Io venni in luogo d'ogni luce muto;
Islak kömür kokusu, politikacılar
......... e ve..... n, kol bilekleri bağlı
ayak bileklerine,
Dururlar çıplak kıçla,
Yüzler bulaşmış götlerine,

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Glikozda yatan o sükroz,
Grasse’deki yağlar gibi pis kokulu
Yumuşak pamuktaki debdebe,
O muazzam edepsiz göt-deliği sinekler sıçmakta,
Emperyalizmle birlikte guruldamakta,
Nihai pisuar, gübre yığını, çıkışı olmayan sidik torbası,

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Ve cehennem girişinden önce; kuru ova
Ve iki dağ;
Dağın birinde, koşan bir biçim,
Ve başka bir tane
Bayırın dönemecinde; sert çelikten
Yavaş bir vidanın yivleri misali yol,

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Böylelikle parmaklarımdan fışkırır asmalar
Ve çiçektozuyla ağır arılar
Asma sürgünlerinde ağır ağır kımıldar:
Çir – çir – çir-rik – mırıltılı bir ses,
Ve dallarda uyuklamakta kuşlar.
ZAGREUS! İO ZAGREUS!

Devamını Oku
İsmail Aksoy

1844’den Bir Eskiz

William Turner’in yüzü havadan dolayı kahverengi,
şövalesini koymuş ötelere dalgakıranlar arasına.
Takip ediyoruz o gümüş yeşili kabloyu derinde.

Devamını Oku
İsmail Aksoy

1860 Adası'ndan

I
Bir gün kadın durularken çamaşırları iskelede
körfezin soğuğu yükseldi kolları arasından
ve hayatının içine.

Devamını Oku
İsmail Aksoy

tüm dünlerimin sümüğü
çürür kafatasımdaki oyukta

ve midem kasılsaydı
hamilelik ya da kabızlık gibi
açıklanabilir bir olaydan ötürü

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Bir yaz günüyle kıyaslanamazsın.
Çok daha hoş ve çok daha candansın.
Mayıs goncalarını dağıtır hırçın yeller,
Ve yazın ömrü kısacıktır, gelir geçer:
Göğün gözü ışır kavurarak sımsıcak,
Ve yazgısıdır, o altın yüz solacak;

Devamını Oku
İsmail Aksoy

1947 Kışı’ndan

Gündüzleri okulda o boğuk sıkışık hisarda.
Alacakaranlıkta gittim eve tabelaların altında.
O vakit ulaştı dudaksız mırıltılar: »Uyan ey uyurgezer!«
ve nesneler işaretliyordu Oda’yı.

Devamını Oku