Gül dişli sevincin özlemi
kemirdiğinde bir çok aydır düşen kükürdü,
ve onun doğal ağını, gelir ezgi dolu saçı
kısık adımlarıyla sönmüş odalarıma,
çarpar lânetli dikenlerden güle,
örümcekli duvarlarda, orada,
Evin etrafındaki o büyük karaağaçta filizlenir şafak.
Geri döndü kırlangıçlar. Kağıt roketler misali çığlık atmaktalar.
Duyarım saatlerin sesinin genişlemesini
Ve ölmesini çalı çitlerinde. Duyarım ineklerin böğürtülerini.
Kendilerini ikmal eder renkler, ve çatının ıslak
Samanları tüter güneşte.
Evin İçi Sonsuzdur
1827’nin ilkbaharı. Ölüm maskesini
göndere çekiyor Beethoven ve yelken açıyor.
Avrupa’nın yel değirmeni taşları öğütüyor.
Evrenin ışığıyla oynuyorsun her gün.
Sen, çiçeğe ve suya gelen minicik konuk.
Her gün bir salkım gibi ellerim arasında
ezdiğim o beyaz küçük baştan daha fazlasın sen.
Benzemezsin kimseye verdim vereli sana gönlümü.
EV
-I-
Bütün kadınların içinde kapalı odalar vardır, diyor annem: arzudan mutfak,
kederden yatak odası, ilgisizlikten banyo.
Bazen anahtarlarıyla gelir erkekler,
Ve böyle dans etmiştik: annelerimizin
beyaz elbiseleri dökülürdü ayaklarımızdan, Ağustos sonu
ellerimizi koyu kırmızıya döndürürdü. Ve böyle sevmiştik:
votkanın beşte biri ve tavan arasında bir ikindi, parmakların
Dünyanın anlamı kısadır,
Ama hikâyesi uzun ve çeşitlidir;
Sevmek ve sevilmek;
Öğrenecekleri var daha erkeklerin ve tanrıların,
Ve sayfaları çok sık çevirmelerinin
Pek faydası olmadı.
Daha zor günler yaklaşmakta.
Hükümsüzlüğü ertelenmiş zaman
görünür hale gelir ufukta.
Yakında ayakkabını bağlayacak
ve köpekleri bataklıktaki çiftliklere salacaksın.
Çünkü soğudu rüzgârda
Bu günler yoldan çıkardı benim peygambersi duyularımı, mevsimin geç döneminde daldı evimden içeriye mırıldanarak pul koleksiyoncuları, saldırdılar mektuplarıma, zorla çekip aldılar taze öpüşleri, denizde uzun süre kalmaya dayanmış öpüşleri, ve koruyucu hüsnühatlı ve kadınsı bilimli kaderimi koruyan büyüler.
Oturuyordum diğer evlere yaslanarak, o şatafatlı şeye yaklaşan diğer insanlara ve ağaçlara, şehvetli yapraklardan çadırlara, ileri fırlayan köklere, bitki küreklerine, dikey hindistancevizi palmiyelerine, ve ortasında bu yeşil köpüğün gezinip durdum o büyük muazzam ağır adımlarla, benim keskin hasır şapkam ve tümüyle uydurma yürek arasından; çünkü bütün yeteneklerimin dağılması ve toza karışmasıyla uyum içerisinde, aradı harmoni mezarlıklardaki ölüler gibi, değiştirdi tanıdık yerleri, bu saate kadar korktuğum enlemler ve terk etmişliğimdeki yavaş bitkiler gibi filizlenen yüzler, etrafımda korku ve suskunluk, apansız bir sonbaharın yaprak yığınlarını ortaya dökmesi gibi.
Papağanlar, yıldızlar ve resmi güneş bile ve apansız bir nem uyandırdı bende düşünceli bir tadı toprak için ve her şey örttü onu. Ve eski bir binanın yarasalarındaki memnuniyet, çıplak bir kadının tırnakları konusundaki hassasiyeti hükmetti zayıf ve inatçı silâhlar gibi içimdeki utanç dolu eğilimlere, ve melankoli çekti kırışıklıklarını dokularım arasından, ve aşk mektupları, kağıttan ve korkudan sararmış, uzaklaştırdı kendi titreyen örümceğini, zorlukla ağını ören ve sonsuzlukta söken ve tekrar ören. Doğal olarak düştüm ay ışığından, onun ansal uzatılışından, evet, onun soğuk külünden, kuşlar (kırlangıçlar, yaban kazları) gibi tek bir kez bile basamazlar kendi sürülerinin maviden, düzlükten ve ince teninden oluşan çılgınlığına, ve mücevhersiz, düştüm içine acının, kılıçla yaralanmış düşen biri gibi. Özel bir kanın nesnesiyim ben, ve bu öz, aynı zamanda hem gecesel hem de denizsi, acı çekmemi ve dönüşmemi sağladı, ve gökyüzünün bu suları altında azalttı enerjimi ve varlığımın toplumsallaşmasını.
Eski Doğu Almanya’da Kasım
O en kudretli kiklop gözü girdi buluta
ve çimenler silkeledi kendilerini kömür tozunda.
Gecenin rüyalarıyla ezilmiş olarak




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla