Bozkırın üstündeki güherçilenin şafağıydı.
Kar beyazı dondurucu bir odası olan
bir gemiyle yola çıkan azotla
titredi gezegen.
Bugün görüyorum iz bırakmadan
Büyük Okyanus'un kumuna açılanlardan
Brezilya, Eurico Dutra, sıcak
ülkelerin ürküten tavus kuşu,
zehirli havanın
acı dallarıyla şişman,
kara kurbağa Amerikan ayımızın
siyah bataklığından:
Kanatlı dirsekler ve göz oyuklarıyla
Çelikten gövde heykelleriyle bu insanlar
Belirirler mi,
Bulut yığınları hazır
İfade etmek için onlara,
Yaptığım her şeyden, yitirdiğim her şeyden,
şaşkınlıkla kazandığım her şeyden, kekre demirden,
yapraklardan, yalnızca birazını sunabilirim:
Korkutulmuş bir tat, bir ırmak o yakan
kartalların tüyü örter azar azar, kükürt ekşisi
ordaki. biziz dernekteki. haydi
dönüştürelim bahçeyi
bir labirente. ortasında sen
oturursun. bense
dış koridorunda, salyangoz
gibi. bazen firarî. ve
Bu bir tören değil, bu
bir humma fakat,
bir dünya gibi
ve filizlenen bir dünya gibi.
Ve en sonunda
hiçlik kalacak geriye
Ay uçup gitmiş bir tırnaktır
gök siyah çay,
yıldızlar kesme şeker.
Kana susamış litre-ağacı ve hayırlı boldo-çalısı
yayıyor türünü
hayvansı zümrütten kışkırtıcı öpücüklerinde
ya da taşlar arasındaki kara suların antolojisinde.
Ağacın tacındaki fışkın ele veriyor
Senin neyine gerek cennet, ey ruhum?
Özgürlüğümüzü kazandığımızda, güneşin
Zeytin yaprakları arasından üstümüze
Akışkan bir utku yönelteceği berrak bir yeri
Yeğlemez miyiz sanki? Bu hayat bitince
Sirmio’da rastlarsam sana eğer, ey ruhum,
Kalçalarından ayaklarına
uzun bir yolculuk yapmak isterim.
Bir böcekten daha küçüğüm ben.
Tırmanırım yulaf renkli




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla