İsmail Aksoy Şiirleri - Şair İsmail Aksoy

İsmail Aksoy

15. Sone

Gelişen her şeyin mükemmelliğini sadece bir an
Koruduğunu göz önünde tuttuğumda,
Bilirim yıldızların sessiz yorumlarıyla yazılan
Bir oyun olduğunu şu koskoca sahnedekinin yalnızca;

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Ve cehennem girişinden önce; kuru ova
Ve iki dağ;
Dağın birinde, koşan bir biçim,
Ve başka bir tane
Bayırın dönemecinde; sert çelikten
Yavaş bir vidanın yivleri misali yol,

Devamını Oku
İsmail Aksoy

16. Sone

Fakat neden daha ciddi savaşmazsın
Zaman denen şu kanlı zalimle?
Ve çürüyüşe karşı kendini neden korumazsın
Kısır dizelerimden daha kutlu şeylerle?

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Böylelikle parmaklarımdan fışkırır asmalar
Ve çiçektozuyla ağır arılar
Asma sürgünlerinde ağır ağır kımıldar:
Çir – çir – çir-rik – mırıltılı bir ses,
Ve dallarda uyuklamakta kuşlar.
ZAGREUS! İO ZAGREUS!

Devamını Oku
İsmail Aksoy

17. Sone

Gelecek zamanlarda dizelerime inanırlar mı ki
Övüp durursam sadece o en güzel erdemlerini?
Yüce Gök bilir ki, dizelerim hayatının bir mezarıdır sanki;
Şiirimde gömülü hayatının değeri yarı yarıya görülür belki.

Devamını Oku
İsmail Aksoy

1844’den Bir Eskiz

William Turner’in yüzü havadan dolayı kahverengi,
şövalesini koymuş ötelere dalgakıranlar arasına.
Takip ediyoruz o gümüş yeşili kabloyu derinde.

Devamını Oku
İsmail Aksoy

1860 Adası'ndan

I
Bir gün kadın durularken çamaşırları iskelede
körfezin soğuğu yükseldi kolları arasından
ve hayatının içine.

Devamını Oku
İsmail Aksoy

tüm dünlerimin sümüğü
çürür kafatasımdaki oyukta

ve midem kasılsaydı
hamilelik ya da kabızlık gibi
açıklanabilir bir olaydan ötürü

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Bir yaz günüyle kıyaslanamazsın.
Çok daha hoş ve çok daha candansın.
Mayıs goncalarını dağıtır hırçın yeller,
Ve yazın ömrü kısacıktır, gelir geçer:
Göğün gözü ışır kavurarak sımsıcak,
Ve yazgısıdır, o altın yüz solacak;

Devamını Oku
İsmail Aksoy

1947 Kışı’ndan

Gündüzleri okulda o boğuk sıkışık hisarda.
Alacakaranlıkta gittim eve tabelaların altında.
O vakit ulaştı dudaksız mırıltılar: »Uyan ey uyurgezer!«
ve nesneler işaretliyordu Oda’yı.

Devamını Oku